KAMERANIN İSYANI YA DA FRANSIZ YENİ DALGA SİNEMASI

120
Görüntüleme

1.Sinemanın tarihsel gelişiminde İkinci Dünya Savaşı sonrası ortaya çıkan sinema anlayışlarının / akımlarının hatırı sayılır bir yeri vardır. İngiltere’de Yeni Sinema, Fransa Yeni Dalga (La Nouvelle Vague), Rusya’da Devrim Sineması ve Güney Amerika Sineması bu minvalde ele alınabilir. Modern sinemayı anlamlandırabilmek de bir bakıma yukarıda zikrettiğimiz sinemaları özümsemeye bağlıdır. Bu döneme kadar olan yaygın anlatı üslubu, teknik usul ve kurgu yapılanması Hollywood’un kontrolündeydi. Ana akım sinemacılarının yapıp ettikleri kadardı bir bakıma. Bu hegemonyaya dur demek gerekti belki de. Belki de sanatın durmak bilmeyen yükselişi bunu gerektirdi. Belki de her ikisi sebep oldu. Sonuçta sinemanın serüveni değişti. Farklı mecralarda yol buldu kendine. Sanat olarak performansını üst seviyelere taşıdı. Bu sürecin etken güçlerinden birisi ise Fransız Yeni Dalga’sı oldu. İsterseniz, filmin finaline, sürecin sonucuna ipucu mahiyetinde bir kavramı şimdi verelim. Siz de bunu kurgu farkı olarak kabil edin.[1] Sekansı takip edin. Şimdilerde sinema dünyasının ön plana çıkardığı ve gerçekten de esaslı filmler üreten yönetmenler var. Author (müellifi olmak) yönetmen olarak tanıtılan bu yönetmenler çoğunlukla kendilerinin yazdıkları senaryoları çekiyorlar. Her yönü ile film, yönetmenin emeği olarak var oluyor. Brian De Palma, Paul Thomas Anderson, Christoper Nolan ya da Türk Sinemasında Reha Erdem, Derviş Zaim, N. Bilge Ceylan gibi yönetmenler, buna örnek verilebilir. Sinemayı ayakta tutan bu yönetmenler “author” kuramının bir sonucu. Bir kitabın asıl sahibi nasıl ki yazarıysa bir filmin de gerçek sahibi yönetmeni olması gerekir anlayışının sonucu bağlamında “author yönetmen” fikri filizlendi. Bu gelişimin temelini sanırım tahmin edebiliyorsunuzdur. Fransız Yeni Dalgası… 2.İkinci Dünya Savaşı sonrası Fransa’da çıkan bir dergi vardı: Cahier du Cinema. O günlerde kimse bu sinema dergisinin sinemaya ciddi bir yön vereceğine ihtimal vermemişti. Kaderin bir cilvesidir ki, gün geldi bu derginin yazarları kendi filmlerini çekmeye başladı. Ve eleştirdikleri yönetmenlerden ayrı olarak sinemaya alternatif, yeni bir bakış açısı getirdiler. Hollywood’un devlet destekli yüksek bütçelerle çektikleri filmlere karşı, sanatsal bakışı önceleyen bu yönetmenlerin başında François Truffaut, Jean-Luc Godard, Éric Rohmer, Claude Chabrol ve Jacques Rivette gelmektedir. François Truffaut, Yeni Dalga’nın usta isimlerinden birisidir. O, kısa filmlerle başladığı yönetmenliğe, Roberto Rosselini’nin asistanlığı ile devam etti. 1959’da ilk filmi “400 Darbe”ye imza attı. Fransız atasözünü dikkate almadan Türkçeye 400 Darbe olarak çevrilmiş olsa da film, Antoine Doinel adındaki ergenlik çağına gelmiş bir gencin ailevi ilişkilerini ve hayatındaki problemleri ele alıyor. Kameranın görselliği daha iyi yakalayabilmesi için sabit açılara ağırlık verilmiş. Uzun planlarla gerçekçilik ve öykünün içsel yolculuğunu çok iyi yakalayan film Truffaut, sinematografisinde çok önemli bir yere sahip. Nitekim Truffaut, filmin kahramanı olan Antoine Donel’in hikâyesini devam ettiren filmleri çekti. Cannes’da ödül, Oscar’da adaylık getiren bu film Yeni Dalga’nın sinemaya gerçekçilik manifestosuydu. Sanat olarak sinema, reel dünyadaki objeleri estetik olarak kamera açılarıyla sekanslarda eritmektir bir bakıma. Öyle de olmalıdır. Sahiciliğini kaybedemez. Görsel sunumun, anlatı ile oluşturması gereken ahenk de bu bağlamda söz edilebilir. Truffaut’un, filmlerindeki gerçekçi bakışı yakalamanın ötesinde en önemli etkisi, daha önce sözünü ettiğimiz “author” kavramını da sinema dünyasına kazandırmasıdır. François Truffaut’un yanı sıra Yeni Dalga sinemacılarından birisi de Jean-Luc Godard’dır. Godard’ın en önemli filmi hiç şüphesiz Serseri Âşıklar. Ele aldığı konudan ziyade üslupta ve teknikte geliştirdiği usulle dönemin film anlayışını alt üst eder Serseri Âşıklar. Godard, kamera açılarını hiç umursamadan çektiği filminin kurgusunu farklı bir sitille montaj ediyor. Bu da filme ayrı bir tat veriyor. İçeriğindeki klişeleri bir kenara bırakacak olursak, film sinema sanatına dair çok ciddi açılım getirmiştir. Bu tavrın arkasında varoluşçu felsefenin önemi büyüktür.Godard’ın filmlerinde ele aldığı farklı yaşam tarzları, insanlar arası iletişim sorunları vs. gibi konulardan ziyade film kurgusuna dair başkaldırı önemlidir. Yeni Dalga’ın ana akım sinemasıyla olan mücadelesini de güçlendirmiştir. İlk zamanlar Godard’ın kurgu anlayışı sinemacılarca kuşkuyla karşılansa da oluşan süreçle birlikte Godard’ın kurgu anlayışı kabul görmüştür.3.Yazının başındaki mısraların Yeni Dalga ile ne alakası var, denilebilir. Meselenin özü şiirin isyanı gibi Yeni Dalga Sineması da isyandır, isyandadır. İç bunalımların bedensel dışavurumlarıyla omuz omuza yükselen ve bir yerde kontrolden çıkan ana akıma ve tekniğine esaslı bir karşı duruşla yön verirler. Korkuları gelecekleri adınadır. Gelecekleri de sinemadır Yeni Dalga’nın.  Yeni Dalga Sineması sinema dili, “yaratıcı / sanatçı-yönetmen” kuramını geliştirdi. Author yönetmen / yaratıcı yönetmen, filmlerini kendi içerisinde de bağlantılı olarak kendi kalıplarıyla ortaya koymalıydı. Öyle de oldu. Sinema dili ve author sorunu üzerine düşünen gösterge bilimci Chirstian Metz “Modern Cinema and Narrativity (Modern Sinema ve Anlatımsallık) adlı makalesinde Yeni Dalga Sinema anlayışı ile hesaplaşma yolunu seçmiş. Farklı bir yaklaşımın peşinde. Ve sade bir sinema fikri üzerinde durmayı yeğlemiş. Ancak Metz’in dil-sinema ayrımı üzerine söylediklerinde çok da tutarlılık göremiyoruz. Bir yandan Godard’ın filmleri üzerinde yenilen kurgu anlayışını küçümsemekte, diğer yandan zengin bir anlatıya sahip olduğunu vurgulamaktadır. Sinema ve dil, sinema dili halen tartışılmaya devam edilmektedir.

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

ÖNCE DEĞER / Ay Vakti
DAR KAPIDAN GEÇERKEN / Şeref Akbaba
CEZA… / Naz Ferniba
ZOR OLANA TUTKU / Mehmet Kızılay
SEVGİLİM KISKANSA DA / Bahaettin Karakoç
Tümünü Göster