Yazma Sancısı

239
Görüntüleme

“Kendi gidişimi aksatırlar diye, yazarken, kitapları bir yana bırakır, aklımdan çıkarırım” diyor Montaigne. Okunan kitaplar, bir yandan insandaki yazma kabiliyetini kuvvetlendirirken, diğer yandan da bu kabiliyetin ortaya çıkmasına mani olabiliyor. Bazı yazarların üslubunun cazibesi karşısında Montaigne gibi düşünmeden edemiyor insan. İfadeleri baş döndürücü, üslubu nefis, çok zorları bile kolayca söyleyebilen bir yazarı okuyan biri, yazmaya başlamadan bir daha düşünmek zorunda hissediyor kendini. Yazdıklarının çok basit olarak değerlendirilebilecek olması karşısında, kendi dünyasında büyük bir korku yaşıyor aynı zamanda.Bu korkuyu bütün dehşetiyle içimde yaşıyorum.  Ama yeniden kaleme sarılmaktan ve kalemin nankör olmadığına inanarak yazmaya yeniden başlamaktan kendimi men edemiyorum. Yazdıklarımın ne kadar manalı ve ne derece belagat ilmine uygun olduğunu bilmeden yazıyorum. Büyük bir yazma çilesi içinde, yazdıklarımdan hiç tatmin olmuyor ve devam ediyorum yazmaya. Güzel yazamama korkusu, yazma çalışmalarından sonra yerini ümide bırakmaya başlıyor bende.  “Yeni şeyler söylemek lazım” diyor Mevlana. Yeni şeyler söyleyebilmek için de fikir çilesine ihtiyaç var bence. Fikir çilesinin ve yazmanın, beni, sancılar içinde bırakan ve ruh dünyamı altüst eden bir işkenceye döndüğüne şahit oluyorum her gün. Şairin dediği gibi:Akrep nokta nokta ruhumu sokmuşMevsimden mevsime girdim böyleceGördüm ki, ateşte, cımbızda yokmuş,Fikir çilesinden büyük işkenceOndan daha büyük bir işkence de tanımıyorum. Hafakanlar içinde “nasıl ve neyi yazmalı?”  düşüncesi beynimi kemiriyor bazen. Aslında “nasıl yazmalı?” sorusuna tam bir cevap bulmam mümkün olsa, “neyi yazmalı?” sorusu daha kolay çözüleceğe benziyor.Söylenen hiçbir sözü beğenmeyen bir münekkit gibi başlıyorum yazdıklarımı eleştirmeye. Daha sonra da “daha az yazmalı insan” diyorum kendi kendime. Daha çok uğraşmalı, daha çok okumalı ve daha az yazmalı… Tabi yazılanların bir değere ulaşması isteniyorsa… Atilla İlhan da daima en mükemmel söyleyişi yakalamak gerektiğinden bahsediyor yazarken. Ve ekliyor: “En kaim romanımı bile günde bir sayfa yazarım.”Çalışmaları aralıksız sürdürmeyi çok önemli görüyorum yine de. Bir hakikatten destek buluyorum çok zaman. Kâinatta ilk yaratılanlar arasında kalem de var… Ve kalem insan için her anlamıyla mühim… Bir de Kuran’da bir sure: Kalem suresi. İlk ayet de şu: “Kalem ve ehl-i kalemin satırlara dizdikleri, dizecekleri şeyler hakkı için…”Demek ki ehl-i kalem satırlara bir şeyler dizecek. Bu diziliş sırasında önemli gayretler sarf edilecek ve vakitler bu meşguliyetle doldurulacak. Bu konuda kalem, kendisiyle meşgul olanlara nankör davranmayacak. Gösterilen gayret nispetinde kendisiyle hem dem olanların başlayacak önünden koşmaya. Yeter ki satırlara dizilenler, dizilecekler her anlamda edebi olsun. Bir ferdin elinde kalemin kuvvet kazanması bu sayede mümkün olacak.İşte bu gayret neticesinde ifadeler güzelleşecek. Herkes meramını daha rahat ifade etme fırsatına ulaşacak. Ömer Nasuhi Bilmen’in ilmihalini yazmadan önce, üç tane roman yazma çalışması ve daha sonra bu roman karalamalarını yırtıp atması, başka nasıl açıklanabilir? Kalemin kuvvet kazanması ve derdin ifade edilebilmesi büyük mesele. Çünkü her söz, ifade edilebildiği kadar değerlidir. Doğru ifade edilemeyen söz, yanlış anlaşılmalara müsaittir ki yanlış anlaşılma,  anlaşılamamaktan daha kötü kabul edilir.  İfade kabiliyetine sahip olmadıklarını düşünenler bile, bir süre kaleme sarıldıklarında gönüllerinde bir ilham esintisi duyacaklardır kanaatimce. Ama bu esintinin huzuruyla karşılaşabilmek için büyük bir sabır gerektiği unutulmamalıdır.Bazı yazarların nefes kesen ve baş döndüren üslubu karşısında, ümitsizliğe düşüp yazmaktan vazgeçme düşüncesine kapılsam da işin bütün sırrının burada başladığına inananlardanım. Bir mekânda bir maksat için uzun süren bir intizar döneminde bulunursunuz. Sonra bu intizar sizi bunaltır. Ne olursa olsun dersiniz kendi kendinize. Vuslatı göremeden ayrılırsınız beklediğiniz yerden. İşte o ayrılma bu işin kırılma noktasıdır. Çok az daha sabır vuslata sebep olacaktır çünkü. İşte bu konuda da durum farklı değildir. Israrla, sebatla yazmaya devam etme… Bazen çok büyük tenkitler alsanız da devam etme… Ümitsizliğe kapılmadan, her defasında en güzele ulaşma mülahazasına bağlı bir devamlılık… İşte o zaman kaleminizde bir kıvraklığın meydana geleceğinden ve sizi uzun zamandır rahatsız eden sancıların yavaş yavaş tükeneceğinden emin olabilirsiniz.

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Yazma Sancısı / Yusuf Aktaş
Yarasından Yâr Damlayan Kalbime / Ferman Karaçam
Üsküp’te Ezan Sesleri / Mustafa Özçelik
Türk Şiiri Az mı, Hayır / Hayati Koca
Tokalaşmayan Güzel / Sedat Umran
Tümünü Göster