Omuz.

180
Görüntüleme

İnsan haysiyeti, onur ve şerefinin yegâne sembollerinden birisi alnıdır. Alnı temiz olmak… İnsan fiziğinin tepe noktası; açık ve net görünen yeri olması, alnı daha bir anlamlı kılmaktadır. Hatırlarsınız yüz, burun ve alınla ilgili birçok deyim, atasözü, özlü sözler vardır. “alnı açık olmak, yüzü kızarmak, burnu dik” vs. gibi. Bunlar manevi anlamda insan karakterinin omurgasını teşkil eden, dışavurumların birer timsalidirler.  Aynı bunlar gibi hem manevi, hem maddi anlamda insan fiziğinin yine önemli bir yeri olan omuz da,  hayatta çok önemli işlevler görmektedir. Biz insanların omuzu da alnı gibi nice değerler taşımaktadır. Bilirsiniz “omuz vermek” diye çok güzel bir deyimimiz vardır. Ne güzel değil mi? “omuz verenlerden ol ki, omuz verilenlerden olasın”. Omuz deyince hatırıma hamallar da gelmekte, omuzu ile geçinen, o alnı öpülesi hamallar. Belki kazandıklarını fazlasıyla hak eden, kadim nakliyeciler. En zor şartlarda, en onurlu işi yapmak gibi bir görevleri var. Genelde en zor, en ağır yükü sırtımızda, omzumuzda taşımaz mıyız? Neden! Çünkü fiziksel olarak bedenimizin en güçlü olan yeri sırtımız ve dahi omzumuz değil midir? Omuza alındığımız zaman müthiş bir coşku, çok hoş bir duygu kaplar içimizi. Onulmaz bir adrenalin salgılarız fiziksel olarak. Aynen öyle de omuza aldıklarımız aynı duyguları yaşar tabii ki. Yani omuz vermek ya da omuzlanmak, en güçlü desteği sağlamak anlamında çok önemli bir şeydir.Şimdi buradan asıl bahis etmek istediğime gelmek istiyorum. Söylemek istediğim o ki, omuzla ilgili olarak; omuzu ile kazananlar olduğu gibi başkasının omzundan (sırtından) kazananlarda var. Doğal bir süreç içinde omuz vermek güzel ancak, yeri geldiğinde omuzlanmak kaydıyla… Yoksa her zaman omuz verenlerden olmak, bu şekilde kalmaya mahkûm edilmek, hiç karşılığını görmemek, maraba konumuna itilmek olur. “ Hep bana Rab bana”, “ nalıncı keseri gibi her zaman kendine yontmak” vs. Bunları söyleyince aklıma vatandaş geliyor, yani vatandaşın omuzu. Her zaman vaatlerle kandırılıp, omuz vermeye mahkûm edilen… Gerçi bu çok üst düzey bir fenomen. Daha altlarda hayatın her anında benzer durumları yaşamıyor muyuz? İş ilişkilerimizde, arkadaşlık ilişkilerimizde, akrabalık ilişkilerimizde vs. hepsi kendi bağlamında önemli ancak; vatan, millet, Sakarya meselesinde daha bir önem arz etmekte. Çünkü vatandaş milleti oluşturmakta, her şey millet adına yapılmakta değil mi? millet adına kararlar verilmekte ya da kararlardan vaz geçilmekte. Gerçekte vatandaş olmak önemli bir konum. Bütün değerleriyle, donanımıyla veya sıradan bir durumuyla bile olsa, vatandaş olmak önemli. Ah bir de vatandaş asıl olabilse…Bahis ettiğimiz gibi omuzdan kazananlar ne kadar onurluysa, başkasının omzundan kazananlar ve bunu bir meslek edinenler de o kadar onursuzdur. Buradaki bir durumda; iyi niyetli, fedakâr insanların iyi niyetinin suiistimal edilmesi, sömürülmesi. Basamak olarak kullanılması, enayinin omuzu durumuna indirgenmesi. Yani  “köprüyü geçene kadar…” mantığı. Gerçekte “esfeli safilin” konumunda olma; aşağıların en aşağısı. Tabi bunlardan ders çıkarmak insana mahsus, yoksa gün bu gündür mantığıyla ve ruh haliyle bunları kavramak çok zor. Böylelerine bir gün sizin de omzunuza basarlar demek lazım ya da sizinde omzunuza basanlar olduğu için mi? sizde, başkasının omzuna basıyorsunuz ve aynı yöntemi deniyorsunuz başkasında! Tabi daha onurlusunu yapmak zor geliyor; yani her zaman doğru olanı yapmak ve dersi doğru vermek… Gerçi insan kendine yakışanı yapar. Bazen; nasıl olduğun değil, nasıl göründüğün önemli, terside; nasıl göründüğün kadar nasıl olduğunda. Bu iki durumu müsavi bir konuma getirmek ince bir ayar ister. Bu da büyük insanların, gerçekte büyük bir medeniyete mensubiyetin işidir. Ne güzel söylemiş Hz. Mevlana “ya göründüğün gibi ol ya da olduğun gibi görün” . Milletine yukardan bakanlar,  kıçtan bakanlar… İnsanına tafra atanlar. Bir meta gibi onur, şeref, izzet, haysiyet, alın, yüz, omuz satanlar. Koltuk sevdalıları… Ala-ı illiin dururken, esfeli safilin müptelaları. Hamal kadar onurlu olmadıktan sonra makamlarınızın, mevkilerinizin, servetlerinizin ne önemi var.Ey insanlar, menfaatimize olacak kaygısıyla, yarın beklentisinden vazgeçelim. Hep bu yarın beklentisi değil mi zaten, yanlışlara sevk eden insanı. Lehimize de olsa, aleyhimize de olsa, doğru olanı yapmak yakışır, onurlu insana. Dünde, bugünde, yarında… Gelin yarın beklentilerimizi gözden geçirelim. Gelin enayinin omuzu olmaktan çıksın, omzumuz.Esasında sözüm size değil, kendime dostlar.… 

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Yusuf’a Düşen Kuyu / Yavuz Ertürk
Umut Ateşini Özgürlük Meşalesiyle Tutuşturmak... / Mehlika Toyga
Siyah-Beyaz Davetlisiniz / Yusuf Bal
Sevim / İffet Oral
Savaş Övgüsü / Abdüssamed Bilgili
Tümünü Göster