Karcı’nın Türkülü Sesi

65
Görüntüleme

türküler toplamalıyım kaşlarının karasına
arasına bir “ah” koymalıyım…
M. Ragıp Karcı

Yüreğini şiirden çıkarıp aşkla yıkayan bir şairdi Karcı…

Şiir; bazen girift bir bilmece, bazen sevimli bir kelime oyunu, çoğu zaman testinin içindekini ifşa eden bir sızıntıdır. Karcı, yerel olanı türkü tadında dile getirmiştir. Onun şiirinde yabanıl kelimelere, bize ait olmayan izlere rastlamayız. Anadolu’dan beslenmiş, klasik ve halk edebiyatı imgeleriyle süslenmiş bir şiiri terennüm etmiştir. Kalemi, kendince bir kıvraklığa sahiptir.

Karcı, hayatın şiirle kesişen hemzemininde türküler söyledi. Leyla’nın nakış nakış dokuduğunu, çöle güzellik katan Süleymanca okudu. Şiire teslimiyeti İsmailceydi… Bildiği tek dil, türkülerden arta kalan ezgili kelimelerin diliydi. Hep bir nakaratı tekrar eder gibiydi.

“Ellerinde bir türkünün alımlı yalnızlığı

Ve yüzünün bir yerinde asılıdır

En ceylan biçimiyle yaşamak…”(Karcı, 2017, s. 20)

Şiirin anlam katmanları arasında ince bir ezgiyle dolanan Karcı, sözü zengin kılarken manayı asla ötelememiştir. Söz oyunları, tekrarlar ve aliterasyonlarla okuyucu muhayyilesini zevkli bir edebi yolcuğa çıkarır:

“Ya bu saçların

Bu saçlarının

Hangi telini kaldırsam

altından sanki bir güvercin fışkıracak(Karcı, 2017, s. 21)

Karcı’yı okurken Yusuf’un rüya yerine şiir yorduğunu düşünürüz bir an. Kolay gibi görünen ancak gerçekte kendini hemen ele vermeyen imgeleri vardır. Şiirindeki sembolik dil, musikiye/türküye yaklaştıkça daha belirgin bir kimlik kazanır. Bu kimlik, söyleyişi yerellik hâkimiyetiyle beraber yepyeni bir metafor dünyasıdır. Sevgilinin saçlarından uçurulan güvercin, okuyucunun dikkatini emniyetli bir alana çekerken saçla ilgili kadimmetaforların dışında yeni ve farklı olana celbeder. Hâlbuki saç; kesrete karşılık geldiği için fitneye, belaya ve perişanlığa teşbih edilir. Büyülü tarafıyla hileye sebebiyet veren saç, âşık için bir haramiden başka bir şey değildir. Lakin Karcı, bu metaforun bilinen bütün karşılıkları yerine yeni ve olumlu bir söylem geliştirir. Yeni mecazlar üreten şairin mümbit kalemi, şiire apayrı bir güzellik katar:

Şimdi tam zamanıdır gözlerinin

Karasına binlerce hisar harap ettim

Beyazına binlerce şehir

Göğsümü bin yerinden dağladı bakışlarındaki sihir

Ey kahrına devler bulaşmış bedenim

Ey gemilerimin bağrına saplanmış sahil

Kararmış sular gibi iki gözüm

Yine sana geldim

Yani, ben, kalbim ve İsmail… (Karcı, 2017, s. 102).

Teşbih ve mecazların şairlerin hayal dünyasında yoğrularak, değişik kelime ve tamlamalarla ifade edilmesi hem bir hüner, hem de sanatçıyı güçlü kılan temel ilkelerden biridir. Bu bakımdan Karcı’nın şiirine bakıldığında onun özellikle dil ve ifade yönüyle güçlü ve rahat olduğunu fark ederiz. “Gemilerin bağrına sahilin saplanmış” olması ters yüz edilmiş bir imgelemdir. O, hissiyatını şiirleştirirken “kendi olmaya” kendi dilini oluşturmaya gayret eder. Yıllar önce Ay Vakti’ndeki yazısında şöyle diyordu: Şair hep söylenegeldiği gibi, iç âleminde meydana gelen ve insanlarla paylaşmak zorunda olduğuna inandıklarını ancak şiirle ifade edebiliyor. Hatta ancak değil hususen yapıyordur. Sonuçta bir şairdir. Şiiri de kelimeleri kullanarak söylüyor. An­lam denilen de sonunda ancak kelimeler aracılığıyla ortaya çıkan ve ifade edilen bir şey değil midir? Şiir olarak şairin söy­lediklerinden bir sonuç çıkarmak yerine neden kendinize ait bir sorumluluklar ve zorunluluklar alanı üzerinde söz üret­mesini istiyorsunuz (?) diye sorulmalıdır okuyucuya(Karcı, 2004, s. 43).

Onun sesi bir bıçak gibi iner şiire. Kendine ve okuyucuya yeni sorumluluklar yükler. Ölümün ağzında uyuyorum / Tut kalbimden kaldır beni derken zihniyet bakımından yeniden var etmeye çalıştığı şiir iklimine kendi sesini, kendi desenini ilmik ilmik dokumaya çalışır. Nahif bir güzelliği sayıklayan, incitmeyen sesiyle türkü söyleyen Karcı, şiirde üç imgeden hiç vazgeçmemiştir: İsmail, Süleyman ve türkü.

Karcı’nın şiiri kimi zaman muhayyer bir türkü, kimi zaman hoyrat, kimi zaman ezgisi yeniden yapılmış bir bozlaktır.  Onun şiirini okurken bazen İsmail’in sesini duyar, bazen de Süleyman’ın tahtına kurulup manzumeler söylediğini düşünürüz:

Hasretin avucuna koydular Süleymanın ölüsünü

Süleymanın avucunda şiir

Şiirin namlusunda Züleyhanın gözleri (Karcı, 2017, s. 28).

Karcı’yı besleyen kültür ve medeniyet, telmihler vasıtasıyla kendini ele verir. Yerel ve milli unsurların kesişim kümesinden türküye çıkan yolda ahenkli şiirler yazmıştır. Telgrafın tellerine düşler mi konar (Karcı, 2017, s. 30)söylemi, bizi türkünün duygulu ezgisine götürürken aynı zamanda şiirselliğin dokunulmamış bakir söz iklimine de kapı aralar.

Önünden geçtiğim camlar silahlanıyor

 Camiler

bir giyinip bir soyunuyorlar güvercinleri (Karcı, 2017, s. 39)

Necip Fazıl’ın “Kaldırımlar” şiirinde atmosfere uygun olarak evler kişileştirilip âmâ bir karaktere bürününce bunu; “üstüme camlarını, hep simsiyah dikiyor”  mısraıylaifade eder.Karcı, bu atmosferi bir adım ileriye taşıyıp “silahlandırıyor.”  “Güvercin dolu avlular…”imgesini Orhan Veli’nin “İstanbul’u Dinliyorum” şiirinden hatırlarız. Sadece onda değil, özellikle İstanbul’dan, İstanbul camilerinden bahseden her şairin bir araya getirdiği iki imgedir bu: Cami ve güvercin… Lakin Camilerin güvercinleri bir giyinip bir soyunması” estetik imgelem açısından fevkaladedir.

Karcı, yapı bakımından mısracı gelenekten gelen bir şairdir. Bu yönüyle hece veya aruzla pek bir işi yoktur. Deneysel çalışma diyebileceğimiz “gibi” redifli  “Gazel” şiirinde beyitle yazmayı dener:

Dolanır mecnun türküler yüreğimde hicran gibi

Devrilir sevdalar üstüne geceler küheylan gibi

Uğultusu dünyayı tutar alnındaki turnaların

Boşaltır damarlarıma umutlarını heyelan gibi (Karcı, 2017, s. 51)

Karcı, buğulu bir yağmura rüyalarını asıp ayrıldı aramızdan. Kalbi bin yerinden vurulmuş bir âşık gibi ayrıldı. Geriye türkülü sesi miras kaldı bize:

Sen gittin içimizi göz göz dağladık

Hasretimize nehirler döküldü damla damla saydık

Savaş haberleri ve rüyalar yorumladık…

Kaynakça

Karcı, M. R. (2004). Ay Vakti.

Karcı, M. R. (2017). Tut Elimden Düşmeyelim. Ankara: Hece.

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Şirâze’den Şirâze’ye Saklı Mektuplar -102 / Şiraze
Bilgi Ahlaktan Ayrıldığında / Enes GÜLLÜ
Irmak Akarak İçim / Güven Fatsa
Şehir Düşüyor, Ben Üşüyorum / Ali Bal
Derviş Günlüğü / Hüseyin Çolak
Tümünü Göster