Üstad Necip Fazıl

197
Görüntüleme

Türk edebiyatının vazgeçilmez şairlerinin başında gelen Üstad Necip Fazıl Kısakürek  hayatı, sanatı, eserleri çerçevesinde düşünüldüğünde, bir edebiyat adamı ve düşünce adamı olarak olağanüstü bir gayretin ve olağanüstü bir zekânın var oluş macerasını ortaya çıkarıyor. Çile ile yoğrulmuş bir mücadele ve o eksende de ortaya konulmuş olan eserler.  Zor ve meşakkatli bir hayat. Bunları yaşadığı içindir ki neticesinde Cumhuriyet Türkiye’sinin önemli bir şairidir. Adeta çok kutuplu bir çakışmanın baş tarafındaki unsurdur. Olmazsa olmaz bir dünyanın baş aktörü olarak yaşamış ve hiçbir şekilde de algıladığı, inandığı davadan vazgeçmemiştir.Yazdıklarıyla, konuştuklarıyla, yeniden inşa hareketinin başlatıcılarından biri olmuştur. Düşünce ortamındaki yalnızlığına rağmen yılmamış adeta tek başına bir ordu misali yoluna devam etmiş bir şair ve bir aksiyon adamı. Edebiyat dünyasında bir Üstad olarak kendinden sonraki nesillerin yol açıcısı ve yol göstericisi olarak şairlerin ufuklarının geniş olması şuurunu eserleriyle ortaya koydu.Necip Fazıl eskimez ve daima taze duran bir inancın savunucusu olarak  varlığını eserleriyle birlikte tarihe kaydını yaptırmış bir büyük insan.  Anlaşıldıkça değeri daha da ortaya çıkacak kıymetliler silsilesinde yerini alacaktır şüphesiz. Zaten Üstada göre; “Şair odur ki, renk, çizgi, ses, ahenk, hacim, pırıltı, ışık, buud, hareket, eda, mânâ, her tecelliyi şiir, şiiri de Allah için bilir.” “Şair ne yaptığının yanı sıra, niçin ve nasıl yaptığının ilmine muhtaç ve üstün marifetinin sırrına müştak, bir tılsım ustasıdır.”Dünya günümüzde acımasız manzarasını önümüze koyarken Üstad Necip Fazıl’ın düşünce adamı olarak da İdeolocya Örgüsü kitabında söyledikleri manidardır. “Dünya Buhranı” yazısında dediği gibidir  hâlâ dünyamız. “ Bu dünyanın beyninde bir ur var… Bu dünya, urunu, nasıl olsa bir gün kökünden kazıtmaya mecbur… Bu dünya, 1914 ve 1939 umumi harplerini hep ayni ur yüzünden açtı. Fakat bir türlü ondan kurtulamadı ve urunu temizleyemedi.” Sf: 447Bir defa daha anlaşılıyor ki Üstad Necip Fazıl Kısakürek bir misyon. Büyük Doğu bir ses. Şerefli, yürekli bir ses. “Dışa hamle yapmanın ortaya çıkardığı ses.” Dahası Büyük Doğu bir ekol. Omuzlarda şerefle taşınan bir misyon. Necip Fazıl yüzyıllık bir efsane. Tek başına bir mücadele adamı. Şair, mütefekkir, aksiyon adamı. Derdi olan büyük bir şair. Yani yüzyılın en önemli şairlerinden bir şair. Hayatını dolu dolu yaşamış bir dava adamı.Yüzyıllık şiirimizin baştacı olan Necip Fazıl’ın beni saran ilk şiiri “Beklenen” adlı iki dörtlükten ibaret olan şiiridir. Bu bende nasıl olmuştur, doğrusu bu ilk gençlik yıllarının ve şiire doğru yürüyüşe çıkan bir genç adamın hayatındaki bir imkan bir güzellik olabilir ancak. Ayrıca ezberlediğim bir şiirdir. Üstadın o kadar heyecan veren, hatta insanı ayağa kaldıran onca şiiri varken nasıl oluyorda bir genç şiir heveslisi bu kısacık hasret temrinleriyle yoğrulmuş şiire gönül vermiştir. Bu hasret acaba içinde genç şairin hasretini de barındırmakta mıdır?.. Hâlâ da bende bir merak olarak kendini muhafaza eder “Beklenen” şiirine olan alakam…Ne vardır başka o tıfıl zamanımda? Dergiler ve dergilerde yayınlanan taze, yeni, daha murekkebin kokusu gitmemiş matbu incelikler. Bir kaç şiir daha vardır böyle hayatımda. Başta “Beklenen” şiiri olmak üzere. Mevlanaya atfedilen “Gel Yine Gel”, adlı harika şiir. Ilginçtir Ömer Hayyamdan bir kaç Rübai de vardır ezberimde. Bir de ne yalan söyliyeyim Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın Varlık Dergisinin baş sayfalarında yayınlanan bir kaç ilginç şiir ile birlikte Kemal Burkay’ın “Gülümse” adlı şiiri. Nazım Hikmetin “Ceviz Ağacı” şiiri… Şiir sözcüklerin sırlar alemidir. Şiir böyledir. Zamanı yanında taşır. Hani zaman mı şiiri taşır yoksa şiir mi zamanı yanında taşır diye sorulsa ben şiir derim… Yunusu, Mevlanayı, Fuzuli’yi, Pir Sultanı ve daha nicelerini düşününce böyle görünüyor şiir bana. Necip Fazıl’da böylesi bir şairdir. Zamanla beraber yürür gider.Benim üzerinde durmak istediğim Necip Fazıl’ın lirizmi de içinde büyüten şiirleridir. Oysa hep diğer şiirleri konuşulmaktadır. Sakarya, Zindandan Mehmed’e Mektup, Kaldırımlar gibi şiirler tok sesli şiirler olarak okunmaktadır. Lakin şiirin inceliklerini, hatta şiirin ruhunu, kokusunu taşıyan yoğun lirik şiirleri bence çok değerlidir ve yüzyıllık şiir hayatımızda ayrı bir yerleri vardır…BEKLENENNe hasta bekler sabahı,Ne taze ölüyü mezar.Ne de şeytan bir günahı,Seni beklediğim kadar.Geçti istemem gelmeni,Yokluğunda buldum seni;Bırak vehmimde gölgeni,Gelme, artık neye yarar 

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Yıldızlarıın Doğduğu Yerden /
Yârlı Bir Ölüm Sofrası / Selami Şimşek
Üstad ve Ölüm / Necmettin Evci
Üstad Necip Fazıl / Nurettin Durman
Seyir Defteri Öyküleri -III- / Naz Ferniba
Tümünü Göster