Kemal, Beşir Güner’in Akrabası mı?

216
Görüntüleme

Emre Miyasoğlu, Mustafa Miyasoğlu’nun oğludur. “Yalnızlık Rüyası” da onun ikinci kitabı. İlk kitabı “Olmaz Hayal” bir öykü kitabıydı. Emre Miyasoğlu’nun Yalnızlık Rüyası ilk roman olmanın olumsuzluklarını veya eksikliklerini çok fazla hissettiren bir roman değildir. Roman, modern roman tekniklerinin en güzel şekilde uygulandıgını göstermektedir. Romanda olay örgüsü, zaman, mekân, kişileştirme ve kişi kadrosu uygulama bakımından kusursuzdur. Dil ve üslup özelliğine dikkat edilmiş ve yazar ilk romanda iyi bir anlatım dili yakalamıştır. Bunun için yazarı kutluyorum.“Yalnızlık Rüyası”, romanla anlatının iç içeliğinde oluşmuş bir eser. Yazar bir yandan modern romanın ölçülerini uygulayarak olay örgüsünü kurduğu şekilde yönlendirirken bölüm aralarına anlatı metinler yerleştirmiştir. Bunlar bireyi, bireyselliği, iç dünyayı, hayalleri, çocukluğu ve hep olması istenen şeyleri anlatır. Bunların çoğu da çocukluk, rüya, yalnızlık vb. duygular ve haller üzerine kurgulanmıştır. Romana farklı bir hava katan bu metinler hem farklı bir yöntemin uygulanması hem de romanın okunmasını kolaylaştırması açısından dikkat çekicidir.Emre Miyasoğlu, romanı ana kahramanı Kemal’in üzerine kurmuştur. Bu çerçeveyi iyi analiz ettikten sonra dış çerçeveyi kurarak yalnızlıktan yalnızlığa geçişlerle olay örgüsünü hareketlendirmiştir. Kemal, lise son sınıf öğrencisidir. Üniversite sınavına girecektir. Böyle olmasına rağmen Kemal’in üniversiteyle olan ilgisi sadece başvuru formunu yatırmaktan ibaret kalmıştır. Yazar, Kemal’e lise son sınıf öğrencilerinin çektiği sıkıntıları, sınav gaygısını, sınav sistemini, okul ve sınav müfredatları arasındaki farklılıkları, gelecek-sınav ilişkisini sorgulatarak Kemal’in bunalımını artırmak istememiştir. Sadace Kemal’in iç sıkıntılarını, huzursuzluğunu, hayati boşluğunu, insanların olaylara bakışını ve olayları yaşayışını sorgulatmıştır. Kemal bir yalnızdır, tutunamayandır, hayata karşı eziktir; çünkü o hayatı içinde ezmiştir. Kemal başkalrının yaşadığından çok kendi hayallerini istemekte ve onların mutluluğunu yaşamaktadır. “Yalnızlık Rüyası”ndan aktaracağım şu metinler Kemal’in ruh dünyasını, çevresini ve çevresinin onu algılayışını ortaya koymaktadır.“- Kemal! Seninle neden ilgilendiğimi merak ediyorsun değil mi? Bunu tam olarak ben de söyleyemem, ama şöyle açıklayabili­rim: Seni içeride otururken izledim. Garip gelebilir, ama kendimi hatırladım seni görünce. Ben de buralara ilk geldiğimde senin gi­bi ne yapacağımı bilmiyordum. Nasıl oturulur, kime nasıl hitap edilir bilmiyordum ve o zamanlar kendime itiraf edemesem de korkuyordum. Çevremden değil, kendimden korkuyordum. Sen­de bu hali gördüm ve ilgilenme gereği duydum.” (s.118)“Ben başkalarının düşünmemeğe mahkûm olduğu kadar düşünmeğe mahkûmum…”Kemal’in zihninde dün geceden beri bu cümle vardı. Oyunda Hüsrev’in çığlık gibi gelen fısıltıları halen kulağında çınlıyordu. Allah’a doğru yol almak vardır, varmak yoktur. Varabildiğimiz hiçbir şey, hiçbir ufuk Allah değildir. Allah sonsuzluktur… “Öyleyse nereye kadar düşünebiliriz? Niye düşüneceğiz? Mademki varmak çabasıyla ancak yol alabiliyoruz, öyleyse insanı bunaltan so­rular niye?” diye düşünüyordu.’Bir Adam Yaratmak’ oyunu onu çok etkilemişti. Kafasında, henüz taze ve ne olduğu bilinmeyen cevapsız sorular uçuşup duruyor; onu, farkında olmadan değişik bir dünyaya çekiyordu. Kendisini, bir süredir elinde olmadan dönüşü olmayan bir akıma yakalanmış gibi hissediyordu. Sadece yolun başındaydı. Ama hangi yolun, hangi yönün başlangıcında? İçinde samimiyetine dair bir şüphe vardı. Gerçekten bir şeylerin farkına varmak arzusu_muvdu içindeki kıpırtı, yoksa kısa bir süre­liğine farklılık rüzgârına mı kapılmıştı? Bütün bu düşünceler ya­pay bir gayretle açıklanabilir miydi? Buna karar veremiyordu.” (s.125)Değişmeye başladığının farkına varmakla birlikte, bankadaki vurulma olayından sonra kendisine neler olduğunu anlamakta başarısızdı. Sadece bir şeyler hissediyor ve bu histen garip bir haz duyuyordu. Değişim her şey için kaçınılmazdı.”Ben yok olamam! Ağlarım, tepinirim, çatlarım, çıldırırım, ölürüm, fakat yok olamam. Her şey sizin olsun, vereyim. Gökler, yıldızlar, gökteki Samanyolu, ay, dünya, vereyim. Fakat aklım ba­na kalsın!” (s.126)“Sanki her görüntünün arkasında bir sis perdesinin ardında saklanır gibi başka bir şey vardı. Bir hayal ya da gerçeğin ta kendisi. Belki de varlıkların iradesinin üstünde bir idrak ve irade… ,Kimsenin_tarif edemeyeceği, ama herkesin bildiği ve bakanm gö­rebildiği bir irade…” (s.126)“ YalnızlıkRüyası”ında Kemal’in bu halini okurken ve düşünürken baba Miyasoğlu’nun “Kaybolmuş Günler” adlı romanını ve o romanın başkahramanı olan Beşir Güner’i hatırlamamak mümkün değildir. Beşir Güner de bir yalnızdır, bir tututnamayandır. Kendini, kimliğini, çevreyi, arkadaşlarını, eğitim sistemini ve siyasi sistemi sürekli sorgulamaktadır. Kaybolmuş Günler’de Beşir’i anlatan şu bölümler kahramanın yaşadığı bunalımları ortaya koymaktadır.” Ben tam anlamıyla yanlış yaşamış, kaybolmuş biriyim. Hayatımın ne manası var, onu da bilmiyorum.”(s.9)” Ailem dedim de aklıma geldi. Bir ailem olduğu da söylenemez. Annem on yaşımdayken öldü ve babam iki çocuklu bir kadınla evlendi. Çünkü babam da iki çocukluydu benden beş yaş küçük olan öz kardeşim ortaokuldan ayrıldı ve işini bilen bir esnaf oldu (…) O babam gibi soğukkanlıdır, çıkarını bilir. Bense anneme benzerim. Çabuk kızar, çok düşünür ve hep acı çektiğimi sanırım.(…) Her yaz tatilinde, en az bir ay kalmak için gittiğim baba evinde, nedense en fazla iki hafta kalabiliyor. İstanbul’a zor atıyorum kendimi. Ah annem, anneciğim yaşasaydı, belki de bütün bunlar başıma gelmeyecekti.”(s.9)”Geçit yapıldıktan sonra, aşağıda kalan valide sultan camiinin kapısı önünde, ayaküstü aklıma gelenleri anlattım Nezihe’ ye o ürkek ürkek dinlerken, mutsuzluğumuzu, başarısız bir kuşak oluşumuzu, sosyal düzenin tutarsızlığına, eğitimin yanlışlığına, değerler karmaşasının doğurduğu şaşkınlığa yükledim. Kendimi, hareketlerimin çelişkili görünüşünü bunlarla açıklamaya çalıştım.”(s.50)Beşir, yaşadığı ruhi bunalımın, içindeki boşluğun iradesizlikten veya bireysel bir tutarsızlıktan değil çevrenin, hayat şartlarının uyumsuzluğundan kaynaklandığı görüşündedir. Beşir Güner, giderek olgunlaşan yaşına ve her geçen gün biraz daha yaklaştığı ” aydın sorumluluğuna” uygun davranmayı kendine ilke edinmiştir. Beşir dünyadaki çıkar ve onur kavgasında onur cephesinde mücadele etmektedir.Beşir, bir bozgunun doğurduğu boşlukta yaşadığının farkındadır. Böyle bir durumda bunalmaktan, buhrandan kurtulup baş kaldırmak gerektiğini düşünmektedir. Yeni bir yaşam, yeni değerler, yeni insan, yeni çevre için baş kaldırmanın gereğine inanmaktadır. Çıkar kavgası dururken onur kavgasını seçen bir insana da bu durumun yakıştığını bilmektedir. Beşir bir cemiyetin sıkıntısını çekmektedir. Beşir’i insanlardaki boşluk, hedefsizlik bir aydın olarak etkilemektedir.Baba ve oğul arasındaki akrabalık ve etkileşim; Beşir Güner ve Kemal arasında da bir akrabalık ve etkileşim oluşturmuştur. Her iki romanın da roman tekniği ve sunumu oldukça başarılıdır. Orta halli insanların yaşadığı hayatı, yetiştikleri ve yaşadıkları çevreyi kafalarındaki gitmek istedikleri yerlerle ayaklarının onları götürdükleri yerler arasındaki farklılıkları sorgulayan bu romanlar belli bir iklimin insanını, bunalımını ve hayat karşısındaki tavrını açıkça ortaya koymaktadır. Kaybolmuş Günler’deki Beşir ile Yanızlık Rüyası’ndaki Kemal düşünce, eylem, arayış ve sorgulama yönünden birbirinden çok etkilenmiş iki ruh akrabasıdır. 

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Sürgün / A.Vahap Akbaş
Şiirin Gür Atı / Saatin Zembereği Erdem Bayazıt... /
Seyir Defteri Öyküleri II / Naz Ferniba
Selam İle / Ay Vakti
Şehrin Kirpikleri Uzanıyor Karanlığa / Mustafa Küçüktepe
Tümünü Göster