Ragıp Karcı’nın Ardından “Yeni Bir Sevda Süleymanı”

0
23
Görüntüleme

Evvela, “Edebiyat, Mavera” daha sonra “Kayıtlar, Ay Vakti, Gelişme, Seyir (Van), Yönelişler, Yedi İklim, Bir Nokta gibi dergilerde okuduk Mehmet Ragıp Karcı’yı. “Yeni Bir Sevda Süleyman’ı -1981” şairin ilk eseridir. Şiiri özel kılan kalemlerdendir. Dikkatle işçilik yapan, düne ait izlerden yollar tutarak şiirini türkü tadında hafızaya nakşeden şairlerden biridir. Türk şiirinin önemli kalelerinden Karcı’yı da ebed yurduna uğurladık. Ruhu şad olsun. Duruşuyla, şahsiyetiyle, belgeselleriyle, deneme ve şiirleriyle kuşkusuz yaşamayı sürdürecek olan kalemlerdendir.

Kolay kolay kalem sevmez, sevdiklerini de ifade ederdi.  Ne var ki pek fazla şair yok diye içlenirdi. Eleştirel bakışı nedeniyle şuaranın, üdebanın çekinceli durduğunu ifade etmekte de yarar görürüm. İnsan seçiminde dikkatli, kültürün, sanatın, estetiğin, musikinin havzasında ortak dil bulabildikleriyle oturmaktan mesrur olur, şiirler okuyup, türküler söyler, divan şairlerinden beyitler naklederdi.

Bir Güleç Yalnızlığın” şiirinde şöyle ifade ediyor;

Bir geyik geçip gidiyor gözlerinden

Saçlarında boğuk sesli bir İstanbul taşıyorsun

Sonra en ıslak nisanlı kaldırımlarda

Arıyorsun çocukluğunu

Koşuyorsun, koşuyorsun

Yüzün seçilmiyor sevincinden…

Ansızın çıkıp gelen bir mektubu andırırdı Ragıp Karcı. Gelişinde hasret, muhabbet, bohçasında şiir, kültür, sanat, dilinde muhabbet bulunurdu. Eşsiz zamanların hikâyeleri iç cebinde anlatılmayı bekler, bir çay faslı eşliğinde Yunus Emre, Fuzuli, Şeyh Galip, Nedim, Nabi, Emrah, Alvarlı Efe, Karacaoğlan, Dadaloğlu, Âşık Veysel sofraya kurulurlardı. Uzun yıllar TRT de kameraman ve yönetmen olarak görev yaptı.

Şiirleri seçkin, doğumu zor, işçiliği fazla olan şiirler bıraktı geride. Kolay kolay şiir beğenmeyen Karcı, “edebiyat dergilerinde doğru dürüst şiir yazılmıyor azizim. Bu nedenle şiirlerini kalıcı gördüğüm, emek hissettiğim, değer bulduğum on beş yirmi civarında şairin şiirleri üzerine bir eser çalışması yapmak istiyorum” dediğini hatırlıyorum. Ustalığı ön planda olan Şair, bağlamada, belgeselde, yönetmenlikte, dostlukta, erdemde, hassasiyette, dilimiz Türkçede ve şiirde ustaydı. Bilen, bilgeliği yansıyan, söz açıldığında sözü olan bir şairdir Ragıp Karcı. Eski şiirimizin önemine sürekli göndermeler yapar, aruzu, heceyi, halk şairlerini bilmeden kalıcı şiirler yazılamayacağını ifade ederdi. Konuşmaya başladığında dinleten bir yönü vardı. Söyleyeceğini en kestirme ve anlaşılır ifadelerle söyler, kişilerin alınmasına fırsat vermemek için ya bir beyit okur, ya da bir türkü söylerdi. İyi bağlama çalan ustalardan biridir. Yaptığı işin idrakinde olan bir kalem, bir söz ustası, bir yaren, bir ağabeydir. Mazlum coğrafyadaki haller hüzünlendirir ve “Bir Başkasının Kitabı -1996”nı yazar. Kendi şiirlerine “Bir Başkasının Kitabı” diyebilmek babayiğitlik ister. Elhasıl özgün, demlenmiş bir adamdır. Üçüncü şiir kitabı “Tut Ellerimden Düşmeyelim – 2016” ümmetin vahdetine göndermedir. Dostluğun kardeşliğin ihmal edilmemesine, birbirimizin kıymet ve değerinin bilinmesine terennümlerdir. Toplu şiirleri buradadır. Az lakin öz şiiri bulmuş olmanın farkındadır. Şiirin medeniyet inşasını örneklendirirken aruz hem şah hem padişahtır. Günümüz şiiri ise henüz ateş alevini andırır, sulu sepkenvari bir durumdadır.

Yeni Bir Sevda Süleyman’ı” şiirini Fethi Gemuhluoğlu için armağan etmiştir.

“…Ben ve Süleyman
Denizlerden bulut gibi düşler biriktirdik
Başımız sürgün günlerimizin taş gibi yalnızlığına dayalı
Kimsesizdik kıyamet kopup giderdi içimizde
Sen say ki biz o demlerde âşıktık
Şimdi beyninde koca bir duvar Süleyman’ın,
İçinde bir kazan kaynıyor yıldızlardan
Topraktan boyuna boyuna bükük türküler çıkarıyor
Ve ola ki şu anda bir denizin dibinde
Geçmişine, geleceğine yanıyordur…”

Karcı şiirleri, Anadolu’nun sahiciliğini, yumuşaklığını, irfanını, ahlakını, erdemliliğini yansıtması açısından da önemlidir. İlk şiir kitabında aşkın bulvarları üzerinde müşahedelere rastlanılmaktadır. Sahici, samimi, içten yalın bir dil kullanmakla birlikte kelimeleri yerleştirme, şiirleştirme ustalığı göze çarpar. Şairin gelecekte nasıl şiirler yazacağına dair işaretlere rastlanır. “Yeni Bir Sevda Süleyman’ı” bu açıdan iç kurgusunu, imgesini, musikisini, dile vukufiyetini yansıtması açısından dönem şairleri içinde fark edilir. Ragıp Karcı şiiri, özellikli, vurgulu, devrik halk şiirinin-ozanlarının ağızlarına yatkın bir yolu da bizlere izletir. Okuyucuyu fazla yormaz.

“Başımız sürgün günlerimizin taş gibi yalnızlığına dayalı

Kimsesizdik kıyamet kopup giderdi içimizde

Sen say ki biz o demlerde âşıktık”

Yaşa uygun özgün mısralarla dönemin yaşanılan hikâyelerine de ışık tutar. Edebiyatçıların eserleriyle dönemin fotoğrafları arasında okumalar yapıldığında siyasal, sosyal, ekonomik, kültürel hareketliliğin tarihini yazmak pekâlâ mümkündür.

Ragıp Karcı, türkülerle büyüyen adamdır. Türküsüz bir hayatı anlamlı görmez. Dönemin önemli saz üstatları, “Davut Sulari, İsmail Daimi, Terzi Fehmi” den dersler almış, meşki onlardan öğrenmiş bir bakıma muhabbetleri, sohbetleri meşkle geçmiştir.  1966 yılında Orhan Gencebay, CinuçenTanrıkorur ve Arif Sağ’la saz yarışmasında dördüncü olmuştur. İlk şiiri ise, 1968 yılında Türk Yurdu dergisinde yayınlanmıştır. Karcı, şiir, hikâye ve inceleme yazıları da yazmıştır.

 Özelde söylenebilecek bir durum tespiti ise; Şanlıurfa’nın geleneğinde mevcut olan gazelhanların, sıra gecelerinde okudukları aruz şiirleriyle türkülerin, eşsiz sanatkârların meşkleriyle toplum bireylerinin yetişmesi, edebiyatla, şiirle, sanatla, musikiyle beslendiğini söylemekte yarar vardır. Merhum şair, eğitimci, sendikacı Mehmet Akif İnan, Siverekli Ragıp Karcı, Zübeyir Yetik, gibi isimler bu şehrin önemli simaları olduğu kadar, kültür hayatımızın da temsilcileridir. Şair Nabi’nin memleketi, şiiri büyütmeyi, şairler yetiştirmeyi sürdürüyor. Mükemmel denilebilecek düzeyde Osmanlı Türkçemizi hem okur, hem yazar, hem de ücretsiz dersler verir, her öğrencisinden mutlaka bir talebeye Osmanlıca öğretmelerini tavsiye ederdi.  

Mehmet Ragıp Karcı, tavrı ve üslubu itibariyle bugünkü ifade ediş şekliyle; halk edebiyatından, divan şiirinden beslendiğinden şiirine yataklık ettiğini söyleyebiliriz. Az şiir yazsa da öz şiir yazmış, kendisini kalıcı kılmıştır. Kadim geleneğimizde şiir, halkımızın lisanı olmuştur. Bu nedenle hayata bütün baktığımız gibi şiir damarımıza da, edebiyat geleneğimize de bütün halde bakılmalıdır. Parçalama anlayışı bizim kültür geleneğimizde, inancımızda, sanatımızda, yaşayışımızda asla yer almaz. Avam ve havas ayrımı yapıldığında toplumu sınıflandırmaya doğru götürülmüş olur ki bu bizim devlet anlayışımızda, inancımızda yer almaz. Bizim geleneğimiz tamamıyla vahyin ışığıyla vahdettir. Tevhit anlayışımız her şeyin üstündedir. Çünkü bu bizim kardeşliğimizin de, birliğimizin de temelidir.

Baki diyor ki;

“Batıl hemîşe bâtıl-ı beyhûdedirvelî

Müşkil odur ki sûret-i hakdan zuhur ede

Tehlike açık kapı bulduğunda içeri girer. Buna fitne, fesat, şeytanın iğvası, nefsin tuzakları vs. denilebilir. Şiir yazmak sorumlu olmaktır. Bir toplumun, bir uygarlığın bir medeniyetin yükünü omuzunda taşıdığını bilmektir şiir yazmak. Bu durumu kendisiyle yapılan bir söyleşide şöyle ifade ediyor; “Sekiz on tane reklamı iyi becerebilen arkadaş, herhangi bir metni, cümleler haline getirerek o metni şiir diye yutturabilecek yetenek şair olmak için yetiyor bugün. Bırakın Halk ve Divan şiirini okumayı ve ondan behremend olmayı, şairlerin birlikte şiir şölenlerine katılıp da yârenlik ettikleri arkadaşlarının bile şiirlerinden ciddi şekilde haberdar olduklarına inanmam ben.” Bugün bir medeniyet tefekkürüne muhtacız. Medeniyetimizin şiiri, ilme, irfana, bilgiye, görgüye, terbiyeye ihtiyaç duyar. Devlet terbiyesi dediğimizde dinde, toprak da, bayrak da, millette, vatan da içindedir. Usta ve çıraklık konusunda ise Şairimizin verdiği cevap istidat sahipleri için vaz geçilmez ana unsurdur; “Usta hangi çekicin nerede, hangi balyozun hangi taşa neresinden vurulacağını, taşın duvarda hangi dengeyi nasıl taşıyacağını hesap, kimi zaman icat, kimi zaman ustasının yöntemini icra ederek bulur. Çırağın işi de bu ameliyeyi gerek kendi muhayyilesinde,  gerek ustasının olmadığı zamanlarda taşı, bakırı, demiri eliyle tutarak, bazen elini yakarak, bazen elini çekicin altına tutarak öğrenmeye çalışır. Zor bir maceradır. Ancak belli kaideleri ve kuralları vardır. Şiirde ise kadim zamanlarda hece veznini kullanarak dörtlük veya aruzun herhangi bir bahri ile gazel söylemek, birinci cevaptaki medeniyet meselesiyle ilgilidir. Yâni aruzun hangi bahrine, hecenin hangi on birine veya yedilisine yatkın olduğunu ustası söylemez şair adayının. Aday bunları ustasının idrakinden, irfanından emerek kendisi bulur.

1945 Siverek doğumlu olan Mehmet Ragıp Karcı, dostluğunda seçici, şiirinde seçici, yaptığını en iyi yapmanın peşindeydi. Yarım yamalak ağızlardan, işlerden, dostluklardan pek hazzetmez, ferasetli bir idrakle söylenecek bir sözü eğip bükmeden ifade etmeyi severdi. Mert ve dürüst bir insandı.  Şiirleriyle, hafızalarda bıraktığı hoşnutluklarla, belgesel ve kitaplarıyla yaşamayı sürdürecektir. 26 Şubat 2020 Çarşamba günü Ankara’da vefat etti. Karşıyaka kabristanına defnedilerek ebedi yurda uğurlandı. Mekânı cennet olsun. Efendimizin şairleri arasında olmasını temenni ederek “Kâinatın Efendisine” şiirinden kısa bir bölümle sözü kendisine bırakalım;

Senin bir tek hatırana
Bütün aşklarımı bağışlayabilirim
Kederli ve memnun türkülerimi
Çiçeklerimle, ağaçlarımla, gözyaşlarımla
Övgüler geçirip damarlarımın karanlığından
Sözlerin ve kalbimin elpençe divan durduğu
Bakışına, zamana ve toprağa dayayıp alnımı ve ellerimi
Sen parmaklarından güneşler emziren çeşme doyur beni…”