Sevda Göklerinde Bir Hüma Kuşu

86
Görüntüleme

“Zülf-i siyâhı sâye-i perr-i hümâ imiş
İklîm-i hüsne anun içün pâdişâ imiş”
BÂKÎ

Biliriz ve iman ederiz ki Yunus Emre’mizin dediği gibi “Ölür ise tenler ölür canlar ölesi değil” Ne varki insanız her ölüm, insan olarak bize hüzün verir. Beka aleminde buluşmak mukadderdir ama biz geride kalmış, sevdiğimiz o âleme gitmişse o ayrılığın hüznünü elbette yaşarız. Bunun son örneği Mehmet Ragıp Karcı ağabey oldu. 26 Şubat 2020 Çarşamba günü Ankara’da yâr ellerine göç etti. 27 Şubatta da toprakla buluştu.

M. Ragıp Karcı ağabey, şiire ilgi duyduğum yıllardan itibaren şiirlerinden tanıdığım bir isimdi. Yüz yüze tanışmamız ise daha sonraki yıllarda Dursunbey’deki Su Çıktı şiir etkinliğinde oldu. Orada melal yüklü sesiyle okuduğu şiir, ardından söylediği türküler hafızamın unutacağı şeyler değil. Son olarak ise Burhan Sakallı’nın Belediye Başkanlığı yıllarında Eskişehir’e bir münacat-naat programı için çağırmıştık. O gece de ondan yine münacatlar, naatlar dinlemiştik. Daha sonraları da görüşmelerimiz oldu. Aynı dergilerde şiirlerimiz yayımlandı. Dolayısıyla bir hukukumuz var. Bu sebeple öncelikle ruhu şâd, makamı âlî olsun niyazında bulunmak istiyorum.

M. Ragıp Karcı denildiğinde aklıma elbette pek çok insan gibi aklıma öncelikle şairliği gelir. Ondan geriye sayısal olarak çok az kitap kaldı ama mesele kemiyetolarak değil keyfiyet olarak değerlendirilmelidir. Bu yüzden az sayıdaki oşiir kitapları,(Yeni Bir Sevda Süleymanı), Bir Başkasının Kitabı, Tut Elimden Düşmeyelim)kendisihayatta iken üzerinde çok durulmasa bile büyük bir kıymet taşıyor. Bu durum herşeyden önce onun şiirinin yapısı, muhtevası, edası, sesi ile ilgili. O yaşadığı dönemin genel eğilimiyle serbest tarzda yazdı ama şiirinin özü yerli idi ve gelenekten süt emiyordu.İçinde hem hece hem de aruz şiirinin sesi vardı. “Sevda” ise bu şiirlerin en başat temasıydı. Nitekim ilk şiir kitabının adı da bu sebeple “Yeni Bir Sevda Süleyman’ı” adını taşıyordu. Bu yüzden onu adlandıracak en iyi nitelemede bu olsa gerekir. Çünkü şiir, kalbin sesidir ve her zaman aşkı terennüm etmelidir. Çünkü aşktan başka sermayesi yoktur bir şairin.

Tabi şiir, aynı zamanda bilgi de demektir. Kendisiyle yapılan bir konuşmada kendisi bu durumu “Şiir, şairin hayat damarlarında, bilgi ve aşk nimetleri ile beslenip gelişir.” Şeklinde izah eder. Bu yüzden şiir hakkında hem dil hem bilgi/kültür olarak epeyce bir hazırlık sürecinden sonra oldukça başarılı şiirler yazmıştır. Karcı’nın şiirindeki bu başarı hikâyesinde onun türkülere aşinalığının önemli bir rolü vardır. Kendisi hem iyi saz çalar hem de çok güzel türküler söylerdi. Ama bu ilgi, çalmanın ve söylemenin ötesinde türkülerin dünyasına girebilmiş, o dünyada aşka, hayata, ölüme kısacası insan hallerine dair ne varsa bunları görüp yaşamış, özümsemiş bir hale tekabül etmektedir. Yine onun halk ve tasavvuf şairleriyle ünsiyeti özellikle anılmalı, geleneksel olana yönelik bu ilginin içinde divan şiirine vukufiyetiisemutlaka dikkate alınmalıdır.Şiirlerine bu manada baktığımızdaonun şiirinin temelinde hem ses hem anlam olarak divan, halk ve tekke şiiri olduğunu görürüz. Bu son derece önemli bir durum demektir. Zira onun çağında bu tarz bir birikimden beslenerek şiir söylemeyi başarmış çok az şair vardır. Bu konuda ilginç ve tabi çok doğru olan bir tutumu da bu edebiyatlarıbirbirinden ayrı görmemesidir. Bir söyleşisinde şöyle der: “Şiirimizi Halk veya Divan şiiri gibi iki kola ayırmak büyük yanılgıdır. Bir kere divan şiiri dediğimiz şiirin binâ edildiği yer halkın zihni veya gönlü değil midir?Bu adlandırma kadim şiirimizi avam ve havasın şiiri diye tesmiye edip medeniyetimizle ilgili şayialar üretmek ve insanımızda kendi medeniyetiyle ilgili şüpheler uyandırmak için icat edilmiştir.”

Yine bu bağlamda şunu da söylemek isterim: Onun için şiir yazmıştır yerine şiir söylemiştir demeyi tercih etmek lazım. Zira Karcı şiiri, masa başında kelimeleri terkip ederek yazılan bir şiir değil, hayattan ve insandan damıtılarak yürek coşkusuyla söylenen bir şiirdir. Bu daonun şiirini lirizm derecesini hayli yükseltmiştir. Bu yüzden bu şiirler, ilgilisi tarafından hüsn-ü kabul görerek çok sevilmiştir. Eminim hemen hepimizin hafızasında ondan birkaç şiir, hiç değilse birkaç mısra mutlaka vardır. Mesela “İsmail” şiirindeki “İstanbul gözlerini açınca gözlerin başlıyor/Sen gözlerini açınca akşam nakışları/Alnında bir umut, bir telaş, bir kalabalık/İsmail’in boynunda bir vebal halindedir.” Mısraları unutulacak cinsten değildir. Yine “Yalnız Sana Yazılmış Şiir” başlıklı metindeki “Ellerini ellerime almadan/Yüreğinin hallerini sormadan/Düşler görüp huylarını bilmeden/Yoluna düşürdüm sözden atları” mısraları da keza öyledir.Bu bağlamda kameramanlığının de onun şairlik kimliğine büyük bir zenginlik kattığını düşünüyorum. Zira gözle görülen, önce gönülde harmanlanıp sonra görüntüye aksetmektedir.

Bu arada onun bendeki karşılığı nedir diye sorulacak olursa büyük bir hayranlıkla okuduğum “Yeni Bir Sevda Süleymanı” kitabı bana aşkın, şiirin olmazsa olmaz teması olduğunu ama bunun sadece sözle değil halle gerçekleşmesi gerektiğini öğretti. Bu durum, aynı zamanda bir şairin, tanınmak, bilinmek derdinden uzak sadece şiiriyle meşgul olmasını, şiiri pazarlanabilir, şairine hayranlık uyandıran bir tür değil şairinin acısının, sevincini, varoluşun sırları üzerine tefekkürünü, tahassüsün dile getiren bir metin olması gerektiği konusunda da önemli bir ders verdi. O da şayet böyle düşünmeseydi ve günün moda şiir akımlarına itibar etseydi bugün çok geniş kitlelerin tanıdığı bir şair olabilirdi ama o haline haldaş yoluna yoldaş olacakları aradı. Ne kadar buldu bilinmez ama şiire bu gözle bakanlar için Karcı şiiri çok önemli bir şiir olarak görüldü. Bu anlamda çok özel bir okur kitlesi oluştu.

M. Ragıp Karcı, şiiriyle, sazıyla, sözüyle, haliyle gerçekten de bir hüma kuşu idi. O da bu kuş gibi bize yükseklerden seslendi. Yani sevda göklerinden. Çünkü ayağı yerde olanın gözü gökte değilse ne hayatı, ne insanı kavrayamaz. Nasıl Hüma kuşu “devlet, talih” manasına geliyorsa o da bizim için de Türk şiiri için de “talih” idi. Tabi bu durum birazda onun şiirindeki duygu, düşünce aidiyetleriyle ilgilidir. Çünkü sevdasının temelinde Allah ve peygamber sevgisi en başat sevgiydi.Mesela; “Senin bir tek hatırana/bütün aşklarımı bağışlayabilirim/kederli ve memnun türkülerimi/çiçeklerimle/ağaçlarımla gözyaşlarımla/övgüler geçirip damarlarımın karanlığından/sözlerin ve kalbimin/elpençe divan durduğu/bakışına/zamana ve toprağa dayayıp alnımı/ve ellerimi/sen parmaklarından güneşler emziren çeşme/doyur beni” mısralarıyla başlayan “Kâinatın efendisine” şiiri yaşadığımız zamanların en güzel naat örneklerinden biridir.Keza “Yakarış Temrinleri” başından sonuna kutlu bir münacat örneğidir. O bu sevda yolunda kendini Süleyman olarak niteledi. Süleyman malum kuş dilini bilen bir hükümdardı. Aslında şairin hası da böyle bir imkana sahip olandır. Bize aşktan, sevdadan, hayattan, kuşlardan, çiçeklerden söz edendir. Bizi insan olmamız ve insan kalmamız için yaratılmış olanlardan Yaradan’a doğru bir yola çağırandır.

Karcı’nın günümüz şiir ortamına ve anlayışına dair tespitleri de önemli görülmelidir: Mesela “Günümüzde iyi şair olmak (sayılmak da denebilir) için şiirle ilgili bilgi ve görgüye v.s. ihtiyaç da yoktur. Sekiz on tane reklamı iyi becerebilen arkadaş, herhangi bir metni, cümleler haline getirerek o metni şiir diye yutturabilecek yetenek şair olmak için yetiyor bugün.” Sözü tam da bugünkü şiire ayna tutmuyor mu? Yine “Bırakın Halk ve Divan şiirini okumayı ve ondan behremend olmayı, şairlerin birlikte şiir şölenlerine katılıp da yârenlik ettikleri arkadaşlarının bile şiirlerinden ciddi şekilde haberdar olduklarına inanmam ben.” Diyerek günümüz şairlerine çok ciddi bir eleştiri getirir. Ya şu tespitine kim katılmaz ki? “ Günümüzün şiiri kâhir hassasiyeti şöhret üzerine mebnîdir ve piyasaya dönüktür. Yirmi sekiz Şubat macerasından bu yana da zamanın ve piyasa şartlarının ihtiyacına göre belirlenmiş bir estetikle söylenip yazılmaktadırlar.” (söyleşinin tamamı için şu linke bakılabilir: (https://www.dunyabizim.com/soylesi/mehmet-ragip-karci-gunumuz-siiri-piyasaya-donuk-h6650.html)

Söylenecek söz çok lakin üzüntümüz çok taze. Ben de onun “Yerinde söylenmeyen sözler”şiirindeki şu mısralara sığınıyorum bu hal içerisinde: “Benimse elimden ne gelir/yağmuruna durmaktan başka/işte sana göğsümün düzü/işte ırmaklarım kalbini ıslat/işte köpüklerim kuşat yüklerini/işte karanlığım ışıklarını sına/işte bu da kalbim, içimin gözü/onu al bana elini uzat”Kalp, evet bütün mesele burada. Bir kez daha söyleyelim. Şiir, kalbin sesidir ve kalbe dair bir meseledir. Kimi Karcı gibi Hüma kuşu olup bize yükseklerden seslenir. Kimi Allı Turna olup bizim ile uğrayarak “şeker, kaymak ve bal” söyler. Dilerim, hayatta iken kıymetini bilmediğimiz Karcı şiiri, hem şairlerimiz hem şiir okurları için ilgi gören, değer verilen bir şiir olur.

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Şirâze’den Şirâze’ye Saklı Mektuplar -102 / Şiraze
Bilgi Ahlaktan Ayrıldığında / Enes GÜLLÜ
Irmak Akarak İçim / Güven Fatsa
Şehir Düşüyor, Ben Üşüyorum / Ali Bal
Derviş Günlüğü / Hüseyin Çolak
Tümünü Göster