Yeni Bir Çağa Çağıran Şair

Erdem Bayazıt, bütün büyük şairler gibi misyon sahibidir. Şiirleriyle insanlığı yeni bir çağa çıkarmayı görev edinmiştir. Toplumu değiştirmenin, dönüştürmenin herkesten önce şairlerin güçlü sesiyle mümkün olabileceğinin bilincindedir. “Büyüyen elimin üstüne koy elini / Sana bir yürek vuruşu gibi belirli / Gelen zamanı haber veriyorum”  mısraları bu bilincin sesidir. Çağını didikleyen şair, ondaki insan onuruna yakışmayan halleri en iyi şekilde görür ve gelen kutlu zamanların resmini yüreğine çizer. Onu bize haber verir. Bir şair olarak, tabiatı ya da ölümü temsil eden toprakla beraber dünyanın bütün kirlerini, kirlenmişliklerini temizlemeyi düşünür:

/Ey bütün kirler paslar cerahatlar
Tükettiklerimiz bozup bıraktıklarımız eskittiklerimiz
Saptırdıklarımız çarpıttıklarımız inkâr ettiklerimiz
İçimizde kokuttuklarımız dışarıya attıklarımız
Biz temizleriz bütün kirleri, kirlenmişlikleri
Bazan toprak bazan ben birlikte bazan ikimiz/

İnsanlığı bozulmuş, yozlaşmış bir çağdan yeni, güzel bir çağa çıkarmak, ancak büyük şairlerin görebileceği bir rüyadır. Ve yine ancak has şairler böyle bir rüyayı gerçeğe dönüştürme girişiminde bulunma cesaretini gösterebilir. Bayazıt’ın dostu Akif İnan, bir şiirinde büyük rüyalar görmekle geçen bir ömrün ölümü önemsiz kıldığına işaret ediyor: “Büyük rüyalarla geçmişse ömür / Hiç yanmam ölümün her çeşidine”. Bayazıt da edebiyat dergisi etrafında bir hareket oluşturan diğer şair ve yazarlar gibi sanatı medeniyet bağlamında ele alıyor. Sanatı bir medeniyeti diriltme mücadelesinin ayaklarından biri olarak görüyor. Bu mücadele şüphesiz İslam adına ve Müslüman kimliğiyle verilmektedir. “Sürüp Gelen Çağlardan” şiiri bu görüşü ifade eder:

Dünyanın kalbini dinle geliyor adım adım
Dallar meyveye dursun toprak tohuma dursun
İnsan barışa dursun selâma dursun zaman
Sabır savaş zafer. Adım: MÜSLÜMAN.

Büyük ülküler için yola çıkan şairin duruşunun gevşek, sesinin yumuşak olması beklenemez. Erdem Bayazıt, tabii olarak misyonuna uygun bir duruş sergiliyor. Şiirlerindeki savaşçı dik duruş, nidalı gür ses bundandır. Çağından hoşnut olmayan, daha güzel çağları haber veren bir şairdir o. Ve kaçınılmaz olarak çağıyla hesaplaşmaktadır. “İsyan şiirleri bilirim sonra”  demesi bundandır. Bunun için “Kelimeler tank gibi geçer adamın yüreğinden”. Bunun için “Harfler harp düzeni almıştır mısralarda.”. Kalbinin başkaldırması, kanatlanması, “Aşkın son saltanatını yaşamak için”dir, “Ruhun serüvenine bir kale olmak için”dir.

Bayazıt’ın şiiri, çokça vurgulandığı gibi, yerelden evrensele açılan bir şiirdir. O, bir ayağı Anadolu’da, bir ayağı bütün yeryüzüne açılmış bir pergel gibidir. Beslendiği, içinde neşvünema bulduğu Anadolu’dan, bütün yeryüzüne seslenir. O yeryüzü ki bize mescit kılınmıştır, hepimizindir. O yeryüzü ki onda yaşayanların dertleriyle dertlenmemiz, insanlığımızın icaplarındandır. Tabulaştırılmış aklın ve maddenin yaşanmaz hale getirdiği yeryüzünde yeniden dirilmenin işaretlerini vermek… Bunu yapıyor Erdem Bayazıt şiiriyle. “Kandan kinden öfkeden, üstümüze bir sağanak boşanmış gibi, sürekli lekelendiğimiz, çözülmeye terk edildiğimiz bir bataktan çıkar gibi” yeniden dirilmenin haberini veriyor, bunun bilincini ekmeye çalışıyor yüreklere.

Çağa dayatılan uygarlık aklın ve maddenin egemenliği altındadır. Bu uygarlıkta ruh öksüzdür. Tabiat dışlanmıştır. Bir yeniçağ özlemi duyan şair de tabiatıyla bu uygarlığın en büyük göstergesi olan şehirlere ve “intihara hazır bir akrep” durumundaki akla muhalif durmaktadır. Aşkını ve insanlığını yitirmiş, toprağa ve insana / insanlığa veda etmiş zamane insanının ıstırabını duyumsamakta, duyumsatmaktadır. Kâh çağın çıkmazlarını sergilemekte, kâh yitirilmiş güzellikleri hatırlatmaktadır. Bizi korku ile ümit arasında gezdirmekte ama daima önümüze, gelecek zamanlara bir ışık tutmayı ihmal etmemektedir. Bayazıt’ın, kanaatime göre, en çok üzerinde durduğu kavramlardan biri şehirdir. Özellikle “Sebeb Ey”de şehre muhalefet, ondan kaçış yoğun bir şekilde kendini hissettirmektedir. Ancak dikkat edilirse, gerçekte bu muhalefetin, şehirde kendini gösteren yoz uygarlığa olduğu görülür. Beton duvarların, çelik dişlilerin, demir külçelerin, kirli dumanların, göğü kapatan çatıların, buz yüzlü heykellerin, madeni böğürmelerin, “dengemizi bozan intihar vitrini bulvarların hâkim olduğu şehirler… “İnsanlığımızı eskittiğimiz” şehirler… Bunlar ölü şehirlerdir ve altımızdan kaymaktadır. Bir yabancı gibi gezilmektedir. Mabetleri bir bir tükenmektedir bu şehirlerin. “Güneş Savaşçıları” sonsuz devirleri aşarak gelecek ve “şehrin sivrilmiş tırnaklarına” dayanarak akşamın ipini keseceklerdir.

Kollarını derin balkonlara dayamış bilinçleri ustura savaşçılar
Taradılar gözleriyle ağır ağır şehrin saçlarını
Ayıkladılar bir bir bitlerini
Fosfor ellerini uzatarak balkonun uçsuz uzantısından
Yanan şehri tuttular.

Görülüyor ki şair, gerçekte, şehre karşı değildir. O başka bir uygarlığı barındıran şehirleri özlemektedir. Bu şehirleri ancak güneş çağ öncüleri kuracaktır:

Güneş çağ öncüleri yolları tuttu dua erleri tuttu
Yüzleri Mekke ülkesi gözleri Medine çeşmesi
Elleri altın çağ mimarı.

Erdem Bayazıt, insanın, aşkın, doğanın, ölümün ve dirilişin şairidir. Şehir, bunların kaybolduğu yerdir. “Makineler” orada “bir elin beş parmağını çarmıha geriyorlar.” Şehri, kara, hantal, ruhsuz haliyle ortaya koymak, yitirilmiş güzelliklerin hatırlanması ve yeni bir çağın düşlenmesi için gereklidir. Şair, bir bakıma yitirilmiş güzellikleri bulma amacındadır.

Dünyanın en uzun hüznü yağıyor
Yorgun ve yenilmiş insanlığımızın üstüne

Belki bulmağa gidiyorsun kaybettiğimiz
O insan ve tabiat çağını

İnsan ve tabiat çağının ardına düşülürse nerelere varılır?  Acının, hüznün, sevincin, inancın, insanın “bir mahşer gibi kabardığı” yüreklerin harman yerine… Bu arayıştır ki Bayazıt’ın bir yüzü gece olan şiirlerinin diğer yüzünü şenlikli bir aydınlığa dönüştürür.  Mertliğe, umuda, muştuya dönüştürür.  Bir tarafında şehirler, “mekanik bir çizgide tükenen insanlar varsa, beri tarafında da bütün zenginliğiyle tabiat vardır. Bu insan manzaraları ve bin bir çeşitliliği içindeki tabiattır ki Bayazıt’ın mısralarına insan ve tabiatın karakteri olan canlılığı kazandırır.  Çiçek, başak, ağaç, ceylan, böcek, karınca, ay, güneş, bulut, rüzgâr, yağmur, dağ, nehir, göl, okyanus, sümbül, nergis, güvercin, hatta bit ve ahır… Yüzlerce varlık onun şiirinde bazen yakıcı, bazen ruh okşayıcı, umut aşılayıcı imgelere dönüşür. Şu mısralar ne kadar tabii, ne kadar eski gibi ve ne kadar yenidir: “Hani bir gün bir çobana rastlamıştık / Kavalıyla bir sümbülü emziriyordu / Adı Ferhat mıydı neydi”.

Modern çağın en büyük handikaplarından biri tabiata bir metres muamelesi yapması, onu tüketip yok etmesidir. Bu bağlamda Bayazıt’ın da modern hayata ve bu hayatın yaşandığı metropollere ciddi eleştiriler getirdiğini ifade ettik. Metropollerden kaçanın sığınacağı doğal kucak tabiattır. Ayrıca dirilişin en canlı en somut örneklerini de tabiatta gözlemlemek mümkündür. Tabiatın Bayazıt’ın şiirlerinde bu derece yoğunluklu yer almasının bir sebebi de budur. Aşk Risalesi’nin ilk mısralarına bakalım:

Dirilmek yeniden
Yerin uyanması gibi kımıldaması gibi toprağın
Bulutları yarması gibi gün ışığının
Yağmurun ansızın boşanması
Binlerce kuşun bir anda parlaması havalanması
Erimesi gibi karların ve buzulların
Patlaması gibi dal uçlarında tomurcukların

Erdem Bayazıt’ın bizi bir yeni çağa çıkarmaya çalıştığını, şiirlerinin böyle bir çağrıyı içerdiğini ifade ettik. O, bunu yaparken aynı zamanda ötelere ölümsüz bir ses taşımak çabasındadır. “Güvercinler” şiirinde güvercinlerin varlığını sorgular, “Niye varlar” diye sorar. “Bir anıyı yaşatmak için mi / Ölümsüz bir ses mi taşımak için ötelere”  Erdem Bayazıt, şüphesiz bir nesle hem anılar yaşatmış, hem bu anılardan hareketle altın çağlara erişmenin işaretlerini vermiş, hem de ötelere ölümsüz bir ses taşımıştır. O, “önden gidenlere şiirler yazmıştı. Şüphe yok ki kendisi de bir öncüdür. Sesi yeni çağda da yankılanacak.

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Zamanın Bahar Rengi / Şule Yüksel Gökyar
Yeni Bir Çağa Çağıran Şair / A.Vahap Akbaş
Yağmur ve Yaprak / Selami Şimşek
Tükeniş İçinde Düşünmeyi Keşfetmek / Necmettin Evci
Sokaklarda Mızıka Çalan Çocuk / Yunus Emre Tozal
Tümünü Göster