“İngiliz Edebiyatı Tarihi” Üzerine Notlar

35
Görüntüleme
Hakiki akademisyenliğin bir meyvesi ve neticesi olduğu­na inandığım Mina Urgan’ın “İngiliz Edebiyatı Tarihi” her yönüyle bir şaheserdir. O kadar sürükleyici bir şekil­de kaleme alınmış ki, yaklaşık iki bin sayfalık bu eseri çok kısa bir sürede zevkle okudum. İngiliz tarih, kültür ve edebiyatıyla ilgili malumatımın fevkalade bir şekilde arttığına inanıyorum. Maalesef, bu tür eserler bizim dili­mizde yazılmıyor. Bu eserin Türkçe olarak kaleme alın­ması ayrıca önemlidir. Merhum Mina Urgan’ın üslubu o kadar sade, akıcı ve canlı ki, insanı ne sıkıyor ne de usandırıyor. Yazarın kullandığı Türkçe tam anlamıyla mükemmeldir, şunu söyleyebilirim ki, bu zamana kadar okuduğum yazarlar arasında saf Türkçe’yi en güzel kul­lanan odur. Bunların yanında eserle ilgili bir kaç eksiklik­ de hemen göze çarpmaktadır. Edebiyat Tarihi hazırlanır­ken başvurulan kaynakların belirtilmemesinin yanında, eserde adı geçen yapıtlarla alakalı Türkiye’de yapılan ça­lışmalara değinilmemiştir. Türk Edebiyatı devirleri ve eserleriyle bir mukayese söz konusu olmamıştır. Yazımı­zın amacı tanıtım ya da tenkit olmadığı için kısa kesiyor ve asıl söylemek istediklerimize yöneliyoruz. Eseri müta­laa ederken derkenar ettiğimiz notlar arasında ilgimizi çeken bir husus da; İngiliz Edebiyatı’na konu olan bize ait bazı unsurlar idi. Bizler tarih, kültür ve medeniyetimize ait olan bu unsurları kronolojik bir sıra takip ede­rek vermeyi düşünüyor ve İngiliz Edebiyatı mütehassısla­rının yanında diğer araştırmacılara da bir fikir vermeyi amaçlıyoruz.

Eski İngiliz Edebiyatı’na ait bazı şiirlerin bulunduğu Exe­ter Yazması’nda, 143 dizeli Widsith adlı bir şiirde gezgin bir ozan olan ve adı “uzaklara giden” anlamını taşıyan Widsith, gittiği uzak yerlerde tanıştığı hükümdarlardan, onlardan gördüğü ilgiden, kendisine verilen armağanlardan söz eder. Çeşitli ulusların ve kralların uzun listele­rini içeren bu şiirde Widsith Atil­la’dan da bahseder. Bir çok yazma­sı bulunan ve seyahatname türü­nün İngiliz Edebiyatı’nda ilk örneği olan The Voyage of Sir John Mandeville, XV. yüzyılın ilk yarısında ya­zılmıştır. Sir John Mandeville’nin kim olduğu bilinmez, belki de ger­çekte hiçbir zaman yaşamamış olan Sir John Mandeville adlı bir şövalye sözde hacca gitmiş, İstan­bul’u görmüş, Marmara Denizi’ni aşmış, Anadolu’dan geçmiş; İstanköy’e, Rodos’a, Kıbrıs’a uğramıştır. Yolculuğunu daha da uzatarak İran’a, Mısır’a, Hindistan’a, Çin’e ve başka yerlere gitmiştir. O gün ki, İstanbul, Anadolu ve şark ile il­gili notları ilgi çekici olabilir. Resto­rasyon dönemi yazarlarından John Dryden’in (1631-1700) kaleme al­dığı Aureng-Zebe (Evrengzib), bu adı taşıyan kahramanın, babası sul­tan Şah Cihan’dan ve kardeşlerin­den tacı zorla alması anlatılır. Hin­distan’da kurulan Hint-Türk Devleti’ni konu alması bakımından bu eser kültür ve medeniyet tarihimiz açısından incelenmeye değerdir. Kraliçe Elizabeth’in gözdelerinden olan Lord Brooke ünvanını taşıyan, aristokrat Fulke Greville’ye (1554- 1628) ait, sözde Osmanlı tarihiyle ilgili olan ve 1609’da yayımlanan Mustapha adlı tragedyada Kanuni Sultan Süleyman ve Şehzade Mus­tafa arasında geçen olaylar ve Şehzade Mustafa’nın ölüm cezası­na çarptırılması anlatılır. Elizabeth Çağı’nda İngilizlerinTürklere bir hayli meraklı olduklarını belirten Urgan, yine bu devrin yazarlarından İngiliz Edebiyatı’nın, Shakespeare’den önceki tek büyük oyun yazarı, Christopher Marlowe’un (1564-1593) eserlerinden bahsederken on perdeli Tamburlaine’i (Timur the Lame-Aksak Timur) kısaca özetler. Marlowe bu eseri 1590’da yayımlar. Urgan’a göre, Marlowe’un ilk tragedyasına vak­tiyle Hristiyan dünyasının ödünü koparan böyle bir baş kişi seçmesi çok ilginçtir. Timur yaşadığı sıralar­da Avrupa’da çok ünlüydü. Ondan öyle çekiniyorlardı ki, İspanya Kralı III. Henry, Fransa Kralı VI. Charles ve İngiltere Kralı IV. Henry, Timur’a iyi niyet elçileri göndermişlerdi. 1403’te Semerkant’a giden İspan­yol elçisi Ruy Gonzalez de Clavijo’nun bu yolculuğu üzerine yazdı­ğı kitap 1582’de İspanya’da basıl­dı. O sıralarda bu kitap İngilizceye çevrilmediği için, Marlowe’un bu kitaptan yararlanıp yararlanmadığı bilinmez. Bu seyahatnamenin en son baskılarından birini bizler yakın zamanda gördük. (Narrative of the Embassy of Ruy Gonzalez De Cla- vijo to the Court of Tlmour at Sa- marcand A.D. 1403-6/Clements R. Markham. Translated for the First Time with Notes, a Preface, and An Introductory Life of Timour Beg. Reprint. First published in London 1859. New Delhi, AES, 2001, 200 p„ ISBN 81-206-1583- 2.) Ama başlıca kaynağı, Pedro Maxia adlı bir İspanyolun 1571’de İngilizceye çevrilen, “Whose Life of Timur in his Silva (Madrid, 1543)” Timur’la ilgili kitabıdır. Elizabeth çağında dehşet uyandıran bu oyu­nun, Türk ve Osmanlı tarihi açısın­dan kayda değer bir eser olduğu kanısındayız. Aynı yazarın kesin ta­rihi bilinmemekle birlikte, 1592’den önce oynanan fakat kırk yıl sonra yayımlanan “The Jew of Malta” adlı tragedyası da Osmanlılarla ilgilidir. Restorasyon çağı yazarlarından Sir William D’Avenant’ın (1606-1668) “The Siege of Rhodes”u (Rodos Kuşatması) ilk İngiliz operası sayıldığı gibi, ilk heroic play de sayılabilir. Bu eserde, Kanuni Sultan Süleyman’ın Rodos kuşatması ve lanthe adlı kahraman bir kadının, eşi Sicilyalı Dük Alphonse’la birlikte, Rodos adasını nasıl kurtardığı anlatılır. Hissi tarih belgeleri olarak kabul edilebilecek bu tür eserler bizce önemlidir.

Neo-Klasisizmin İngiliz edebiyatında etkinliğini yitirmeye başladığı bir dönemde, yeniliklere sırt çeviren ve ömrünün ilk yarısında egemen olan Neo-Klasik ilkelere bağlı kalmayı yeğ tutan Dr. Samuel Johnson’ın, (1709-1784) İrene adlı tragedyasının baş kişisi “the Emperor Mahomet” yani Fatih Sultan Muhammed olduğu için bu eser bizi yakından ilgilendirir. İrene adlı oyunun kaynağı olarak Richard Knolles’in 1603’te çıkan “General History of the Turks” gösterilir. Bu eser. Tarih Vakfı Yayınları arasında 2003’te İngilizce olarak yayımlanmıştır. Yine Dr. Johnson’ın bir öykü diye tanımlanabilinecek, 1759’da yazdığı “Rasselas, Prince of Abyssinia” (Habeşistan Prensi Rasselas) Osmanlıya ait bir takım unsurlar taşıması bakımından incelenmeye değer bir eser olduğu düşüncesindeyiz. İstanbul’a İngiliz elçisi olarak giden, Edward Wortley Montagu’nun eşi olan Lady Mary Montagu (1689-1762) İngiliz edebiyatı tarihindeki ününü Turkish Letters (Türkiye Mektupları) diye anılan, İstanbul’a yolculuğu sırasında yazdığı mektuplara borçludur. Bu mektuplar çağa ışık tutması bakımından bir hayli mühimdir. Birinci kuşak Romantiklerin en önemli şairlerinden biri olan Samuel Taylor Coleridge’in, (1772-1834) 1797’de kaleme aldığı “Kubla Khan” (Kubilay Han) adlı şiiri onun en güzel şiirlerindendir. XIII. yüzyılda Moğol hanedanını kuran Kubilay Kağan’ın anlatıldığı bu şiir ilginçtir. “The Revolt of Islam” (İslâmın Başkaldırışı) isimli şiiriyle dikkatimizi çeken Percy Bysshe Shelley, (1792- 1822) bu uzun şiirine önce anlattığı öykünün baş kişileri olan erkekle kadının adını, “Laon and Cythna” adını vermişti. Shelley bir mektu­bunda, burada anlatılan olayların İstanbul’da ve Yunanistan’ın bazı bölgelerinde geçtiğini söyler. Bununla bir­likte, Shelley’in 1821’de Yunanistan’ın Osmanlı’ya karşı bağımsızlık savaşını kutlamak amacıyla yazdığı “Hellas” adlı şiir dikkatimizi çeker. Birinci ve ikinci kuşak Roman­tikler arasında en ünlü şair, daha doğrusu özellikle Av­rupa’da tek ünlü şair olan Lord Byron, (1788-1824) Tür­kiye yolculuğu sırasında Çanakkale Boğazı’nı Avru­pa’dan Asya’ya bir saat on dakikada yüzerek geçmesinden çokça sözeder. “Written after Swimming from Sestos to Abydos” adlı şiirinde bu konuya değinmiştir. Byron, “Childe Harold” adlı şiirinin ikinci bölümüne ek­lediği uzun notta Türklerden bahseder. Lord Byron’a ait 1813’te yayımlanan, “The Giaour: A Fragment of a Tur­kish Tale” (Gâvur: Bir Türk Öyküsünden Bir Parça) ve “The Bride of Abydos: A Turkish Tale” (Abidoslu Gelin: Bir Türk Öyküsü) kültür ve medeniyetimize dair hususi­yetler taşır. Byron’un bu iki öyküden bir yıl sonra, yani 1814’te yazdığı “The Corsair” (Korsan) adlı eseri yine bize ait unsurları içermesinin yanında, 1816’da yayımla­nan “The Siege of Corinth” (Korent Kuşatması) gene Türklerle ilgilidir. Byron 1819’da yayımlamaya başladığı başyapıtı “Don Juan”ı tamamlayamadan ölmüştür. On altı bölümden oluşan ve epik bir taşlama olan eserin beşinci kantosu İstanbul’da geçmektedir. Daniel Defoe, (1660-1731) 1718’de “Letters by a Turkish Spy” (Bir Türk Casusunun Mektupları) isimli eserinde İngiltere’ye gelen bir Türk uydurup, bu Türk’ün ağzından İngiltere’yi eleştirir. 1759 ile 1844 yılları arasında yaşayan William Beckford’un, yirmi beş yaşındayken yazdığı “Vathek, an Arabian Tale” (Vathek, Bir Arap Öyküsü) Fransızca kaleme alınmıştır. Bu eser 1786 yılında Samuel Hanley tarafından İngilizceye çevrilip yayımlanmıştır. Konusu, Harunu’r-Reşid’in torunu Halife Vathek’in doğa üstü serüvenleridir. İki Amerika yolculu­ğu ve Avrupa’da sık sık geziler dı­şında, Yakındoğu’ya giden, Kahire’ye kadar uzanan William Makepiece Thackeray, (181 1-1863) 1846’da ” Notes of a Journey from Cornhill to Cairo” (Cornhill’den Kahire’ye Bir Yolculuğun Notları) adıyla yayımladığı bu ki­tapta İstanbul’dan hayranlıkla söz eder. Victoria Çağı’nda mühim bir yazar olan Thomas Carly, (1795- 1881) “On Heroes, Hero-Worship and the Heroic in History” adlı ese­rinin ikinci bölümünde İslâm dini­nin peygamberi Hazreti Muhammed’i hayranlıkla anlatır. Carly, bu bölümde peygamberin yaşam öy­küsünü anlatırken, onun Allah’ın gerçek bir elçisi olduğu konusunda kimi Hristiyanların duydukları kuş­kuları paylaşmaz; Peygambere kara çalanlara heyecanla karşı çıkar. İlgi yelpazesi geniş olan Matthew Arnold, (1822-1888) “Essays in Criticism” adlı eserinde denemele­rinden birini “A Persian Passion Play”e (Farsların Bir Dinsel Oyunu)’na ayırır. Bu oyun Muharrem ayında bütün İran’da oynanan Kerbela Vakıası’nın canlandırılmasıdır. Aynı yazarın şiirlerinin en güzeli olan “Sohrab and Rustum” (Suhrab ve Rüstem) Firdevsi’nin Şehnamesi’nden alınmış bir trajik öykü­dür.

XIX. yüzyılın sonuna kadar incele­diği, İngiliz Edebiyat tarihinin hak­kını veren, merhum Mina Urgan’a büyük bir minnettarlık ve şükran duyuyoruz. Temennimiz bu tür ya­yınların Türkçe olarak devam etmesidir.



Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Hayat ve İnsan / Naci Gümüş
Fihi Ma Fih’ten III / Sezai Küçük
Selim(iye) ve Sinan / Hülya Atakan
Bir Otel Odası Yalnızlığında Necip Fazıl ve Attila... / Hayati Koca
Aynalar ve Yüzler / Mehmet Öztunç
Tümünü Göster