Fihi Ma Fih’ten III

35
Görüntüleme
Mevlana’nın önemli eserleri Fîhi Mâ Fîh, içinde yer alan konularıyla Mevlana’nın engin bakışını yansıtan bir eser­dir. Mevlana’nın insana, insanın iç alemine, manevi de­rinliğine dair yol gösterici öğütlerini bizlere aktarır. Yine onlardan bir kaçını arzediyoruz.

SEN ÇIKINCA ARADAN KALIR SENİ YARADAN

Hani “Kalbler şehâdet eder” derler ya, bu bir laftır, bir hikâyedir söyler dururlar amma onlara da anlamı keşf olunmamıştır. Yoksa kalb şehâdet ettikten sonra dilin şahadetine ne hacet, söze ne hacet vardı?

Emîr Nâib (Pervane) dedi ki:

Evet, kalb şehâdet eder amma gönlün aldığı ayrı bir haz var, kulağın aldığı ayrı bir haz, gözün aldığı ayrı bir haz, dilin aldığı ayrı bir haz. Daha fazla fayda elde etmek için her birine ihtiyaç var.

Mevlânâ buyurdu ki:

Gönül istiğrak hâlinde bulunursa, hepsi onunla yok olur gider, dile ihtiyaç kalmaz. Leyla’nın sevgisi, Hak Teâlâ sevgisi değildi, bedene, nefse aitti. Leylâ da balçıktan yaratılmıştı fakat bu sevgi, Mecnûn’u öylesine bir almış­tı, Mecnûn, o sevgiye öylesine bir istiğrak hâli vardı ki Leylâ’yı gözle görmeye de, sözlerini kulakla duymaya da muhtaç değildi. Leylâ’yı, kendisinden ayrı görmüyordu ki.

Gözümde hayalin, dilimde adın,
Gönül gark-ı zikrin, bu mektup kime?


Şimdi bedene ait sevgide bile bu güç bu kuvvet oluyor, âşığı bir hâle getiriyor ki kendisini, sevgiliden ayrı göre­miyor, hisleri hep onda gark olup gidiyor; gözü, kulağı, burnu, başka âzasından hiçbiri, ay­rı bir haz istemiyor, hepsini bir yer­de toplanmış görüyor; hepsini bir yerde hazır buluyor. Şu söylediği­miz uzuvlardan bir tanesi, tam bir haz duydu mu, hepsi de onun hazzına dalıp gidiyor, başka bir haz is­temiyor. Bir uzvun ayrı bir haz iste­mesi, alması gereken hazzı tadı tam almadığına delildir zâten. Bir haz duymuştur amma noksan bir hazdır bu, o hazza dalamamıştır da öbür hissi de haz ister, çeşitli haz­lar isteğine düşer, her his, ayrı bir haz peşine düşer. Hâlbuki hisler, mana bakımından birdir, görünüş bakımından ayrıdır, çeşitlidir. Fakat bir uzuv gark oldu mu, hepsi onunla beraber gark olur. Mesela, sinek gibi. Sinek havada uçtukça kanadı da oynar, başı da oynar, bütün parçaları da oynar. Fakat bala battı mı bütün parçaları bir olur, hiçbiri oynamaz. İstiğrak, ona derler ki bu hâlde olan kimse, ara­da kalmasın, onun çabası da bitsin, işi de, hareketi de. Batmak, ona derler ki ondan meydana gelen her iş, onun işi olmasın, suyun işi ol­sun. Hâlâ suda elini ayağını oynatı­yorsa buna batış demezler. Ah, battım, boğuldum diye bağırıyorsa buna da batmak boğulmak de­mezler.

Halk “Ene’l-Hak (Ben Hakk’ım)” demeyi büyük bir dâva zanneder, halbuki “Ene’l-abd (Ben kulum)” demek büyük bir dâvâdır. “Ene’l- Hak” demek, büyük bir tevazudur. Çünkü “Ben abd-i Hüdâyım” di­yen, iki varlık ispat eder; bir kendi­sini, bir de Hak Teâlâ’yı ispata kal­kışır. Fakat “Ene’l-Hak” diyen, kendisini yok etmiştir, ber-hevâ ey­leyip, “Ene’l-Hak” der; yâni ben yokum, hep O’dur, Hak Teâlâ’dan başka varlık yoktur; ben külliyen adem-i mahzım, hiçim der. Tevazu bunda daha fazladır, bundan dola­yı da halk anlamaz. İşte buracıkta bir kişi, Hak Teâlâ rızâsı için Hak Teâlâ’ya kulluk eder, kulluğu mey­dandadır. Hak Teâlâ için kullukta bulunur amma kendisini de görür, yaptığını da görür, Hak Teâlâ’yı da görür. O suya batmamıştır, suda boğulmamıştır. Suda boğulan o kişidir ki onda hiç bir hareket, hiç bir iş kalmaz, hareketi, suyun hareketinden ibarettir.

Bir aslan, bir ceylânın peşine düşmüştü. Ceylan ondan kaçıyordu. Kaçtıkça da iki varlık vardı: Biri aslanın varlığı, öbürü ceylanın varlığı. Fakat aslan ona erişince ceylân, onun pençesinin altında kahroldu, aslanın korkusundan kendinden geçti. Aslanın önünde yere serildi mi, o anda artık, yalnız aslanın varlığı kalmıştır, ceylanın varlığı yok olup gitmiştir. (Fasıl 12)

AŞK

Hani anlatırlar ya, padişahın biri Mecnûn’u çağırdı ve; “Ne olmuş sana dedi, neyin var? Kendini rezil rüsvâ et­mişsin, evinden barkından, soyundan sopundan olmuş­sun, yıkılmış, yok olmuş gitmişsin? Leylâ dediğin de kim oluyor, ne güzelliği var ki? Gel de sana güzeller, alımlı dilberler seyrettireyim, onları sana feda edeyim, hepsini de sana bağışlayayım.”

Güzelleri çağırdılar, Mecnûn’un yanına getirdiler. Güzel­ler cilvelenmeye başladı. Mecnûn, başını önüne eğmişti, önüne bakıp durmadaydı. Padişah; “başını kaldır da bir bak” dedi. Mecnûn dedi ki: “Leylâ’nın aşkı kılıcını çek­miş, başımı kaldırırsam korkuyorum, başımı uçuruverir.”

Mecnûn, Leylâ’nın aşkında o kadar müstağrak olmuş idi ki Leylâ’nın gayrisine bakması öldürücü bir kılıç idi. Ni­hayet başkalarında da göz vardı, yüz vardı, dudak vardı, burun vardı. Onda ne görmüştü de bu hâle gelmişti? (Fasıl 12)

HOŞÇA BAK ZATINA

İnsan,pek büyük bir şeydir, onda her şey yazılmıştır. Fakat zulümât perdeleri, kendisindeki o ilmi oku­masına izin vermez. Zulümât per­deleri de çeşit çeşit, renk renk meşguliyetlerdir, dünya tedbirleri­dir, istekler, özlemlerdir. Bütün bunlarla beraber insan zulümât perdeleri ile örtülmüş olduğu hâlde gene de bir şey okuyor, ondan ha­berler alır. Bir seyret de gör, şu zulmetler/karanlıklar, şu perdeler kal­kınca nasıl da anlar, bilir, ne bilgi­ler çıkarır meydana, bir kıyasla ar­tık. Terzilik, mimarlık, dülgerlik, kuyumculuk, bilgi, yıldız, hekimlik gibi çeşitli zanaatlar, sanatlar, bilgi­ler bunlardan başka daha çeşit çe­şit sayılamayacak kadar çok sanat, hep insanın içinden belirir meyda­na çıkar, taştan, kerpiçten meyda­na gelmez. Hani bir karga, insana, ölüyü gömmeyi öğretti derler ya, bu da insandaki bilginin kargaya yansımasından meydana gelmiştir, o işi kargaya insanın dileği, isteği yaptırmıştır. İnsan da hayvanın, canlı varlığın bir parçasıdır ya, par­ça nasıl olur da tüme bir şey öğre­tebilir? Hani insan, sol eliyle yazı yazmak ister, kalemi eline alır, yü­reğinde güç kuvvet vardır amma yazarken eli titrer, titrer amma ge­ne de eli gönlünün buyruğuyla ya­zar. (Fasıl 12)

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Hayat ve İnsan / Naci Gümüş
Fihi Ma Fih’ten III / Sezai Küçük
Selim(iye) ve Sinan / Hülya Atakan
Bir Otel Odası Yalnızlığında Necip Fazıl ve Attila... / Hayati Koca
Aynalar ve Yüzler / Mehmet Öztunç
Tümünü Göster