Bir Otel Odası Yalnızlığında Necip Fazıl ve Attila İlhan Buluşması

32
Görüntüleme
Yalnızlık; başkalarından uzaklaşmak, tek kalmak bazen de hür olmak veya hür kalmaktır. Yalnızlığın tanımı yalnızlar kadar çoğaltılabilir. Yalnızlık, toplumsal ve bireysel yönle­rinin farklı farklı değerlendirileceği bir konudur. İnsana böylesine yakın olan ve insanı diğer insanlardan böylesine uzaklaştıran yalnızlığı sanat ve edebiyat eserlerinden ayrı tutmak elbette düşünülemez. Bunun içindir ki yalnızlık; şi­ir, roman, hikâye gibi edebî türlerin en vazgeçilmez konu­larından biridir.

Yalnızlığı başkalarından uzak kalmak ve başka şeylerden uzaklaşmak olarak da tanımlayabiliriz. Böyle bir yalnızlık da karşımıza içinde derinleşen insanı çıkarır. İsmet Özel bir şiirinde: “Uzak nedir? Kendinin bile ücrasında yaşayan be­nim için, gidecek yer ne kadar uzak olabilir?” diyordu. Bu dizeler bize sanatkâr ruhu taşıyan bir karakterin kavramların ve nesnelerin görünen yüzleriyle değil, onların bizi sürükledikleri mecrada anlam kazandıklarını göstermektedir. Sanatçıları yalnızlığa düşüren belki de onları yalınlaştıran temel unsur kendileridir. Ruhtan başlayan yalnızlık önce bedene sonra bireye sonra da topluma yansıyor. Yalnızlığı çeken elbette insandır; yalnızlığı ortaya çıkaran ise bazen tarih, bazen toplum, bazen de sanatçının hayatı ve dü­şünceyi algılayış şeklidir. Aslında genel bir değerlendir­meyle her sanatçı zaten yalnızdır, yargısını dillendirmek yanlış olmaz; çünkü sanatçı kendini diğerlerinden ayırma­dan tam bir özgünlük yakalayamaz. Belki de sanatçıların sanat adına teknik bir oluşumu veya olgunluğu gerçekleştirirken diğer bireylerle ve toplumla olan mesafesi kendiliğinden oluşur. Sanat adına da gerekli olan bu duyuş ve duruş şekli edebî eserleri tema olarak da renklendirmiştir. Bu yazıda, yalnızlığı farklı eserlerinde, farklı şiirlerinde de­rinliğine işleyen iki önemli şairden Necip Fazıl’dan ve Atti­la İlhan’dan bahsedeceğim. İki yalnızın yalnızlığını bir yazı­ya sığdırmak zor olacağından şairlerimizin sadece “otel yalnızlıkları”na değineceğim.

“Otel Odaları”ndaki Yalnız: Necip Fazıl

Necip Fazıl, Türk şiirinde vazgeçil­mez bir isim, bir duyuş ve bir duruş­tur. Hayatı, sanatı, poetikası, farklı türde verdiği eserler… Her biri ayrı ayrı araştırma konusudur. Bunlar hakkında farklı araştırmalar, derle­meler, özel sayılar, müstakil kitaplar yazılmış ve yayımlanmıştır. Bu yazı­da böylesine bir bütünün belki de çok küçük bir parçası olan “yalnız­lık” temasına değineceğim; ama unutulmamalı ki Necip Fazıl’ı “üs­tat” yapan, Türk şiirinde önemli bir dönüm noktası hâline getiren asıl unsurlardan biri Necip Fazıl’ın yal­nızlığıdır ve yalnızlığı anlatış şeklidir. Necip Fazıl, “Kaldırımlar” şiirini bir yalnız olarak yazmıştır. “Kaldırımlar”da yalnız kalan Necip Fazıl, Türk şiirinde önemli bir şair konumuna yükselmiştir. Necip Fazıl, diğer şair­lerde olduğu gibi yalnızlığı tamamıy­la sosyal sebeplere, hayatı anlayış ve algılayış şekline bağlamamıştır. Onun yalnızlığında önce ruh, sonra birey, sonra da toplum vardır. Meh­met Kaplan “Şiir Tahlilleri-2” adlı eserinde: “Necip Fazıl, dünya görü­şü bakımından çağını ve çevresini beğenmeyen bir şairdir” değerlendirmesini yapar. Bu değerlendirme Necip Fazıl’ın eşsiz bir yalnızlığı an­lattığı “Kaldırımlar” şiirini tahlil ederken yapılmıştır. Aynı tahlilde şa­ir: “Kendi ruhi bunalımlarını kuvvetli bir şekilde aksettirmesini bilen Necip Fazıl, sosyal bunalımları da aynı güç­le ifade eden şiirler yazmıştır.” ifa­deleriyle tanıtılmıştır. Bu durum ve bu tahliller de gösteriyor ki Necip Fazıl şiirlerinde detaylı bir yalnızlığı işlemektedir. Necip Fazıl, “Kaldırım­lar” da ruh, birey, insan ve büyük şe­hir çerçevesindeki yalnızlığı anlatır. Necip Fazıl’ın “Kaldırımlar”daki yal­nızlığından çıkıp “Otel Odaları”nda­ki yalnızlığa uzanışı çok da uzun sürmez. Bireyin derinliğine yaşadığı kaldırım yalnızlığını resmi yalnızlıkla­rın mekânı olan “Otel Odaları”na çeker.

Necip Fazıl, “Otel Odaları” adlı şiirin­de farklı ve özgün bir yalnızlık sembolü oluşturmuştur. “Kaldırımlar”da anlamı güçlendiren tekrarlar, bu şiir­de ahengi, sezgiyi ve vurguyu güç­lendirmiştir. Şair beyit şeklinde belir­lediği nazım biriminde ikinci mısradaki ifadeleri tekrarlamıştır. Yalnızlık, duvarlardan yansımış ve yine şaire kadar ulaşmıştır. “Otel Odaları”, bi­çimin içeriğe, içeriğin biçime; ahen­gin anlama, anlamın ahenge bir çengidir. Bu cengi kazanan elbette şiir olmuştur.

“Bir merhamettir yanan, daracık odaların,
İsli lambalarında, isli lambalarında
Gelip geçen her yüzden, gizli bir akis kalmış,
Küflü aynalarında, küflü aynaların­da”


“Kaldırımlar”daki yalnız “Otel Odaları”na taşınmıştır. Şair yalnızlığın mekânını çok iyi seçmiştir. Günü­müzde otel kavramı farklı bir nitelik kazanmış olsa da bu şiirin yazıldığı yıllarda (1927) otel, yalnızların, gariplerin, kimsesizlerin sığınma yeri­dir. Büyük şehirlerde kalacak yeri ol­mayan insanların ilk sığınağı ucuz bir oteldir. Necip Fazıl ‘da böyle bir yalnızlığı, kimsesizliği “Otel Odala­rı”nda eşsiz bir söyleyişle dillendirmiştir. Şunu da açık olarak söyleyebiliriz ki; Necip Fazıl’ın yalnızlığı kimsesizlikten veya ilgisizlikten kaynaklanan bir yalnızlık değildir. Şairin yaşadığı yalnızlık belki bireyin, belki milletin belki de büyük bir ruhun yalnızlığıdır. Çevre­sinden gelen seslerin kendi ses rengine uymaması da şa­irin yalnızlığının sebeplerindendir.

“Atılan elbiseler, boğazlanmış bir adam,
Kırık masalarında, kırık masalarında
Bir sırrı sürüklüyor terlikler tıpır tıpır
İzbe sofalarında, izbe sofalarında”


Yalnız kalan her insan, söz ve eylemleriyle yalnızlığını dışa vurur. Bu şiirde de şair, yalnızlığıyla çoğalmıştır. Daha ön­ce “Kaldırımlardaki yalnızlığından bir “eş, anne, insan, li­san” edinen şair; “Otel Odaları”nda “isli lambaları, küflü aynaları, kırık masaları, izbe sofaları, çivi yaralarını, tavan aralarını, âşinasızları” zihninde tek tek canlandırmış, onla­ra bir kimlik vermiş ve onları yaşadıklarının şahidi yapmış­tır. Bu durumu Prof. Dr. Orhan Okay şöyle ifade eder: “Necip Fazıl’ın şiirlerinde eşyaya, maddi varlıklara, daha geniş bir ifadeyle dış dünyaya bakış tarzı dikkat çekicidir. Onda maddi varlıklar, dış görünüşüyle idrak ettiğimiz gibi değildir. Eşyanın, eğer sezebiliyorsak, bizim iç hayatımızla irtibatı vardır.”

Necip Fazıl’ın Bergson felsefesinden etkilendiğine değinen Orhan Okay, şiirlerindeki eşya-ruh birlikteliğinin kaynağı­nın bu adres olduğunu belirtir. Orhan Okay, Necip Fazıl’ın Bergson’un sezgi felsefesinden yararlandığını Necip Fazıl – Bergson – Mustafa Şekip Tunç ilgisini kurduktan sonra ko­nuya şu ifadelerle açıklık getirir: “Bergson sezgiyi şöyle ifade eder: “Sezgi, bizi bir varlığın, dışımızdaki bir obje­nin içine sürükleyen zihnî sempatidir. Böylece içimizdeki şuurla dışımızdaki eşya aynîleşmiş olur. Sezgi, şuurla eşya arasındaki farkı ortadan kaldırıyor” Aslında sembolizm de sezginin doğurduğu bir sanat görüşüdür. Bergson’a göre şuurla eşyanın birleşmesinde eşyanın hususiyeti kaybolmaz. Benliğimiz bir an için eşyanın karakterine sığınarak onu olduğu gibi tanır. Bu şekilde Bergson’un düşüncesi de bir çeşit mistisizme ulaşmaktadır. Sanatkâr ruhu ile eş­ya arasında bir vahdet meydana gelmektedir.

Necip Fazıl’da eşyaya, objeye karşı, kaynağını muhtemelen bu sezgi felsefesinden alan bir zihni sempati hissedilir.”

Bu görüşler de bir yalnızın yalnızlığının kaynaklarını, yansı­malarını ve etkilerini en açık şekilde ortaya koymaktadır. Necip Fazıl, “Otel Odaları”nda eşyaya ruh verip o ruhla düşüncelerini paylaşıp onların anılarını dinleyip yalnızlığı, sessizliği derinlemesine yaşadıktan sonra şiirin son iki di­zesinde bir istekte bulunur:

“Ağlayın, aşinâsız, sessiz can verenlere,
Otel odalarında, otel odalarında!”


Bu dizeler artık bıçağın kemiğe dayandığını ifade eden di­zelerdir. Karakterinde ve sanatında ilahi kaynaklı olmayan hiçbir şeyden korkmayan, ürkmeyen Necip Fazıl, yalnızlı­ğın ve yalnızlaştırmanın dayanılmaz acısını ifade edip bir acıma, bir merhamet dilemektedir. Belki kendine belki de kendisi gibi “kaldırım” veya “otel odası” yalnızlarına.

“Emperyal Oteli”ndeki Yalnız: Attila İlhan

Attila İlhan da son dönem Türk şiirine (Cumhuriyet Döne­mi) damgasını vuran bir şairdir. Attila İlhan da Necip Fazıl gibi farklı edebî türlerde eserler vermiştir. Sanatçının önemli romanları ve denemeleri vardır. Farklı edebî türde eserler vermiş olsa da Attila İlhan’ı da tanınır kılan en önemli yanı şairliği olmuştur. Şair kimliği kazanırken Garip Akımı’nın yükselişine ve buna karşı İkinci Yeni topluluğu­nun doğuşuna da şahitlik etmiştir. Bir yönüyle İkinci Yeni’ye daha yakın olan Attila İlhan farklı bir şiir dili yakala­mak ve farklı bir şair kimliği oluşturmak yolunda ilerlemiş­tir. Şiir anlayışının temellerini atarken İkinci Yeni’ye karşı da cephe oluşturmuştur. Attila İlhan; gelenekten beslenen şiirini modern biçimlerle sunmayı, bireyin içindeki çelişkile­ri, duygusal çeşitlilikleri, toplumsal ilgilerle birleştirmeyi denemiştir. Yaşadığı hayat ve yazdığı şiirler de bunu ba­şardığını açık bir şekilde göstermektedir.

Attila İlhan’ın yayımlanmış on bir şiir kitabı vardır. Bu ki­tapların her biri defalarca basılmıştır. Attila İlhan’ın şiirle­rinde, denediği nazım şekillerinin faklılığının yanı sıra te­ma olarak çeşitlilik de dikkat çeker. Bu tema çeşitlemesi­nin içinde üzerinde duracağımız asıl tema, yalnızlıktır.

Attila İlhan da bir yalnızdır. Belki kalabalıklar içindeki bir yalnız belki de içindeki kalabalıktan kaçan bir yalnızdır. Attila İlhan, yalnızlığı bir çok şiirinde özel bir tema olarak işlemiş, birçok şiirinde de yalnızlığa özellikle değinmiştir: “Yalnızlığın simsiyah panter… Soğuk bir trenden inmiştiniz yalnızdınız… Kim kurtulmuş çiftlerin ağır yalnızlığından bi­ri öbürünün kazılmamış mezarı… Çiftin çifte yalnızlığı en büyük rezillik vb.” Attila İlhan , belki sayfalarca artırılacak yalnızlık dizele­riyle şiirlerine önemli bir tema ekle­miştir. Şair, yalnızlığı anlatmakla bir­likte şiirlerinin bir çoğunda yalnızlığı çağrıştıran sözcüklere de yer vermiş­tir. “Gece, yağmur, karanlık, sessiz­lik, liman, ayışığı, soğuk vb.” kav­ram ve nesne adları şairin şiirlerinde en çok karşılaşılan sözcüklerdir.

Attila İlhan’ın önemli bir yanı da bi­reyi, toplumu, tarihi, geçmişi ve geleceği bir şair duyarlılığı ile irdeleme­sidir. Attila İlhan, hangi temayı ele alırsa alsın her zaman kendi felaketi­ni veya kendi kaderini anlatmamıştır. Yaşadıkları ve yazdıkları belki bir ta­rihin kalıntıları belki de geleceğin rastlantılarıdır. Yalnızlığı da bu çer­çevede ele almıştır, şair. Bazen bir tren yolculuğunda karşılaştığı birinin yalnızlığını bazen de gemide gördü­ğü bir yalnızı anlatmıştır. Bunların en önemlisi elbette ki Attila İlhan’ın kendi yalnızlığıdır. Şair bu yalnızlığı “Sisler Bulvarı” adlı kitabındaki “tatyos’un kahrı” adlı şiirinde şöyle ifade eder:
“son yolcunun adı attila ilhan’dı
miyoptu kısa boylu bir adamdı
dostu yoktu yalnızlığı vardı”

Bu örneklerden yola çıkarak yazımı­zın çıkış noktasını oluşturan “otel yalnızlığı”na gelebiliriz. Attila İlhan “Emperyal Oteli” adlı şiirinde yine derin bir yalnızlığı, ayrılığı, yoksulluğu ve imkânsız aşkı anlatır.

Şiirin, ilk bendinde şair: “ben hiç böylesini görmemiştim/ vurdun ka­nıma girdin itirazım var/sımsıcak bir merhaba diyecektim/ başımı usulca dizine koyacaktım/ dört gün dört gece susacaktım…” dizelerine yer verir. Şairin asıl derdi bir hayalin gerçekleşmemesi, bir tasarının neticelenmemesidir. “emperyal oteli’nde bu sonbahar/ bu camların nokta nokta hüznü/ bu bizim berha­va olmuşluğumuz/ bir nokta bir hat kalmışlığımız/ bu rezil bu çarşamba günü/ intihar etmiş kötümser yap­raklar… onlar gibi değilsin sen baş­kasın/ bu senin gözlerin gibisi yok­tur/ adamın rüyasına rüyasına soku­lur… hiç kimse elimizden tutmuyor­du/ ben hiç böylesini görmemiştim/ vurdun kanıma girdin kabulümsün”
Attilaİlhan, “Emperyai Oteli” şiiri hakkında şiirin yer aldığı kitabın “meraklısı için notlar” bölümünde şunları söyler: “ünü pek yaygın bir şiirdir bu, edebiyat matinelerinde kim bilir kaç kere okunmuştur, yanlış aklımda kalmadıysa, işsiz ve yoksul iki gencin kısa aşk öyküsüdür, bu niyetle yazılmıştır, öyledir de.” Bu cümlelerden de anlıyoruz ki Attila İlhan, toplumsal bir kimliktir. Milletin geçmişini, bugününü ve geleceğini önemsemiştir. Yaşanıldığından ha­berdar olduğu ve düşündüğü olay­ları da kendi tarihi veya talihi gibi anlatmayı başarmıştır. Bu şiirde top­lumun yoksul kesimine mensup iki gencin imkânsız aşkları, hayal kırıklıkları otel temasının yardımıyla sunulmuştur. Attila İlhan’nın şiirleri hakkında kapsamlı bir çalışma yapan Doç. Dr. Yakup Çelik de bu şi­irin imkânsız aşkı, hayal kırıklığını, yoksulluğu, büyük şe­hirlerin ayrılmaz bir parçası olan otel çevresinde işlediğini ifade etmiştir.

Attila İlhan’ın yalnızlığı kalabalık bir yalnızlıktır. Yalnızlık duvarına farklı renkteki boyalar rastgele serpilmiştir. Bun­ların içinde aşk, yoksulluk, Atatürk, Cumhuriyet, devrim­ler, Paris, etnik farklılıklar vardır. Şair, tüm bu çeşitlemele­rin içinden ana bir rengi belli etmeye çalışır. “Emperyal Oteli”nde de kendi ifadesiyle “bir aşk öyküsü” anlatırken kahramanlardan birinin acısını, hayal kırıklıklarını, yoksulluğunu ve içindeki yalnızlığı da anlatır, “vurdun kanıma girdin, kabulümsün” ifadesi de aslında kabullenilmek zo­runda kalınan bir hâli vurgular. Şair farklı bir imge, akış ve donanımla farklı duyguları “Emperyal Oteli”ne sığdırmıştır.

Sonuç olarak, yalnızlık her yönüyle edebî eserlere konu ol­muştur. Şairlerin içinde yalnızlığı irdeleyen, yalnızlığın ve yalnızların hâllerini anlatmaya çalışan iki isim de Necip Fa­zıl ve Attila İlhan’dır.

Şu bilinmelidir ki, Necip Fazıl ve Attila İlhan farklı dünyala­rın yalnızlarıdır. Necip Fazıl’ın yalnızlığı gerçekten kendi yalnızlığıdır. Ruhtan başlayıp bireye, bireyden topluma yö­nelen bir yalnızlıktır. Necip Fazıl, “Kaldırımlar”da da “Otel Odaları”nda da tek başına bir yalnızlığı yaşar. Attila İlhan ise kalabalık bir yalnızdır. Başkalarının hayatı ve ruhu da şairin yalnızlığının içindedir. Şiirlerinde tema çeşitlemeleri­ne sıkça başvuran şair yalnızlığı da bir çeşni olarak kullan­mıştır. Necip Fazıl’ın yalnızlığı ruhtan eşyaya; Attila İl­han’ın yalnızlığı ise insandan hayata yönelen bir yalnızlık­tır. Necip Fazıl “Otel Odaları”nda eşyaların ruhuna sindir­diği yalnızlığı, ruhunun yalnızlığının gölgesi olarak sun­muş; Attila İlhan ise “Emperyal Oteli”nde kalabalık bir ru­hun, dünyanın farklı bileşenleriyle yoğrulmuş yalnızlığını anlatmıştır. Necip Fazıl, yalnızlıktan sağlam bir ruh, Attila İlhan ise kalabalık bir geçmiş çıkarmıştır.»

1.   Özel, İsmet; Erbain, Şule Yayınları, 1987, s.223
2.   Kaplan, Mehmet; Şiir Tahlilleri-2, 1997, s.79
3.   a.g.e. s.77
4.    Okay, Orhan; Necip Fazıl Kısakürek, Şule Yayınları, 1998, İstanbul, s. 47
5.    a.g.e. s.48
6.    İlhan Attila; Sisler Bulvarı, Bilgi Yayınları, 1997, s.27
7.    a.g.e. s.159
8.    Çelik, Yakup; Şubat Yolcusu-Attila İlhan’ın Şiiri, Akçağ Yayınları, 1998, s.272



Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Hayat ve İnsan / Naci Gümüş
Fihi Ma Fih’ten III / Sezai Küçük
Selim(iye) ve Sinan / Hülya Atakan
Bir Otel Odası Yalnızlığında Necip Fazıl ve Attila... / Hayati Koca
Aynalar ve Yüzler / Mehmet Öztunç
Tümünü Göster