Sadeleştirilmiş Aşk

255
Görüntüleme

11. agu

Sıradan insanlar ellerinde silgileri, silik ve ince yazmaya çalışır. Dâhilerse keçeli kalem. Her geçen gün taşlaşan insan benliğine nakış nakış kazırlar doğrularını. Silsen silinmez.

Koskoca

bir tarih sayfasını birkaç satırlarıyla doldururlar. Nerden idrak edeceğiz üretmenin üremekten ibaret olduğu bir benlikle! Herkes etrafında kendisini alkışlayacak dalkavuklar istiyor.

Dünya

akvaryumunu yüzlerce yıl yemleyen bir medeniyet bugün yemlenen

durumuna düşmüşse ruhumuzda ki dalkavuğa kıymamız gerek. Ödünç

kavramlar sözlüğüyle konuşmayı unutup, yaşadığımız karakter nakli

tamamlanmadan, damarlarımıza sirayet eden sanal istiladan kurtulmalıyız. Çarmıha germek istiyorlar bizi. Olsun, İsa olmak da

güzel diyemeyiz.

12.agu

Cesurlar korkularını akıllarıyla korkutanlardır. Eğer korkularımız

bizden ürkmüyorsa yolumuzu değiştirip başka bir yöne yürümeliyiz.

Kalabalıkların arkasına takılıp giderken gördüklerinizin ilk kez siz tarafından keşfedildiğini söylemeniz kâşiflik değil şarlatanlıktır. Yeni düşler keşfetmek için başkalarının girmeye hatta

düşlemeye korktukları ıssız patikalarda yürümelisiniz. Hayatta kalmayı becerip dönebilirseniz kâşifsiniz. İnsanoğlu tarihi boyunca mutlak kutsayacak bir tarafını bulmuş.

Kimi zaman aklını, kadını, kimi zaman erkekliğini… O hep yaşadığı hayatın içini doldurmaya çalışmış. Hep ruhunun bedbin boşluklarında asıl savaşını vermiş. Asil bir savaş sanmış bunu. Kendini ararken ölmüş, öldürmüş. Kanın gövdeyi götürdüğü, kılıçların insan bedeninde bilendiği o korkunç savaşlar sadece içinde kutsayamadığı, kendinin de farkına vardığı aç ruhum eseri.

13. agu

Karanlığın ruhuna sıkılmış kurşundur her kedi. Bir kedinin mahallenin çöpünden beklentisinden daha fazla ne bekleriz ki kendimizden? Kedi bir kurşun gibi girer ve damardan çıkan bir kan gibi ılık ılık gider mahallenin çöp tenekesinden…

14. agu

Gökyüzü imparatorluğun yüzünün suyunu dökmüş azatlı kölesiyim ben. Bir asil yani.  Sakladığım, kimselere gösteremediğim yanımda acziyet.

Kalem tutan el, ihtiyarsız düşünen kafa kimsesiz bir dervişe verilmiş sadaka.

Hiç açmayacak mısın pencereni, hiç ışık sızmayacak mı içeri?

Penceren varmış ne çıkar. Kör olmak daha asil!

15. agu

Kendini büyümüş zannetmek büyük bir çocukluktur. Parmakların oyuncak değil aman ha. Hangi parmağını kaldırsan bir -izmin içindesin. Oku, düşün ve bul kendini kendi batığında. Ne taklit olsun işin, ne abartı. Satma benliğini, kiraya verme kimseye aklını.

Bu iş ateşle oynamaya benzer. Ateşi tutmaya kalkarsan yanarsın. Sen selamet ara keramet değil.

16. agu

Düz taşları üst üste koymak bir çocuğun legolardan ev yapması kadar kolay, amele işi. Harikulade yapıları meydana getirenler taşlarla oynamayı becerebilen, taşa görsel konuşmayı öğretebilen mimarlardır.

Şair: Kelimeleri konuşturan onunla oynayan mimar.

17. agu

İs kokulu ama sıcak bir tren garına atmak vardı kendini. Yalancı ve yabancı ama hayata yardımcı gülümsemelerle davet edildiğin yumuşak yerler. Kirli ve yırtık, kokulu koltuklar mesela. Teklifsizce

sahiplendiğimiz ve her nedense rahat ettiğimiz.

18. agu

Işıkla oynayan çocuk karanlığı hemen fark eder. Karanlık izbelerde büyümüşseniz, ne sırrı dökülmüş aynalarda yüz hatlarınızı ne de kirinizi görmüşsünüzdür. Aydınlıktan bihaber üretmenin unutulduğu, ucuzun tutulduğu bir yerde kaygısızca büyürsünüz.

Kendini ışık sanma. Söndürüleceğin günü beklersin. Pervaneler ne kadar neşeli, yanmak pahasına dönüp durmaktalar. O aklı baştan alan, gözlerini kamaştıran pırıltıyı kendileri seçtiler, öyleyse ölmeye

değer. Senin pırıltın var mı?

Kendi sırlarından habersiz aciz insan: Kendini tanımaktan ne kadar

uzak. Tarafsız, sancısız, inançsız ama yine de insan!  Yırtma yapıştırma yaparak zamandan kırptığı bir hayatta ölünceye kadar ahkâm

kesecek… Ve bir gün göçmen kuş olduğunu fark ettiğinde, bir ömür

hamallığını yaptığı kanatlarının artık onu uçurmadığını fark edecek.

19. agu

Ey girdaba döneceği yönü öğreten, mahcup kalplere de istikameti göster. Faniyi sonsuza taşıyan bazı insanlar bahçıvanın nazarında açan

kırmızı birer karanfil, sinesi dolu ruh nakkaşıdır. Ten kafesinde

tevhit nefesi verir her kadem. Yaşamaktan öte yaşatmak için vardır.

Bir milleti içinde taşır. Peygamber verasetini avucunda deruhte eder.

Kutlu yürüyüşün hikmetiyle fukara ruhları abat eder.

20.agu

Aç değilseniz müthiş yemekler saman makamında. Ruhu acıktırmalı

kaygılarla kavurmalı. Kaygılarınız yoksa isminizin sonunda ki

–cı

hiçbir anlam ifade etmiyor.

Bazı beyaz adamlar vardı, yükseklere yürüyerek yüceleştiler. Sessizce, toprağı incitmeden yürüdüler. Sahrada kum fırtınaları

örtemedi, kayalara çıktı onların izi.

Kafa tutarak yaşamak… Bırak bu serden geçmeleri. Kılıca kafa

uzatmak ahmakça, kılıcı akılla alt etmek en akıllıca.

Beşer olmanın sığ taraflarından sıyırıp kendini tefekkürle adamlaş.

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Yahya Kemal’in Şairleri / Eyyüp AZLAL
Yahya Kemal Üzerine / Sadettin Ökten
Ya Bir Hikâyen Olsun Ya Da Bir Hikâye Oluştur / İsmail Bingöl
Sürgün Ülkeden Gül Kokusuna Uzanmak / Behçet Yani
Sevgiliye Son Sığınak / Yeprem Türk
Tümünü Göster