Selami Şimşek

79posts 0comments

Yazar: Selami Şimşek

Gülüşünde Ne Çok Hüzün

taş yontuldukça yalnızlaşır insan da öyle gülüşünde ne çok hüzün var saklasa da dudakların gökler yeryüzünün ruhudur bulutlar göğün

Üniversitede Okumak

Anne karnındaki karanlıktan dünya denilen olabildiğince ışıklı ve süslü eve geldiğimizde gözlerimizi şöyle birazcık açıp ağlamaya başlarız. Ailemiz ise...

Kalk Güneşe Gidelim

gülüşü vurulan bir çocuğun avuçlarına konan kelebeklerin kanatları taşıyabilir mi yaramın kanını güllere ağarmış saçları boyarsa gece boyar bulutları uyutup

Kalû belâ

sesime bağırdım duymadı işte bir ölünün dudaklarında kalan son harf kadar sözüm yaraların beyazsa kar sür suluysa yağmur kanlı ise gül yârin gülüşüne usulca düşen yâremi bulur...

ene’l-hû

çay hüzündür bir bak rengine anlarsın gülüm kalbime çöl kumundan hölük ayazından kundak baba dağların içi...

ne çok kendini gösterdin ey nefsim

kalpler de yıkılır duvar gibi göçer yar gibi sararmış bir yaprağın topraktaki yalnızlığı gölgemi yakan...

Karanlığı içine çeke çeke sabahlar

ipil ipil yağan yağmurda ıslanan kuşların kanadındaki koku bulut kokusu göktendir belki bir çocuğun uçurtmasından çobanların türküsünü mağaralara saklar dağlar dumanla şimdi avuçlarımdaki yaraları beşiğinde sallasa da...

Çok ene’l-hak taşıdım

bugün çok çocuk aldım yüreğime gözlerime yağmur dudağıma çöl bugün çok gönül aldım sevdalara ırmak çağıltısı dağların göğsünden güneş ki okyanuslarda serinlenir bugün çok gülüş aldım yetimlere saçlarının her...

Şimdi Kına Yak Ateşe

konuştum söz bitti koştum yaşamak gökyüzünde ne çok göz ondan yağmur ama bir ay yüzlü sevgilisi var akşamı en çok şairler bekler ütüsü bozulmuş ses hangi harfleri giysin hangi...

Her Yanım Yâr

Ölü(m) ile konuştuğunda ağzında kalan tat güneş hem ayva hem nar hem portakal ırgatların çapaladığı toprakta çiçekli ayna ateşlerden üşümüşsün aşk niye ki karton kulübede yaşayan ihtiyarın gülüşü çeyizi...

Nazar Ber Kadem

güneş akşamın omzuna şalını bırakıp gider gülüşün bile kıpkırmızı kesilir nazar ber kadem gözlerin düşer güle şimdi çobanların taşocağında tüten duman şose yolların tozu kirpiklerinde oturur bir çeşmenin...

İnşirah Kapıları

hüznüm aynalı sularda yıkanırdı akşamları kekliklerin göğsü de yar kınası kokardı yaylalarda tandır ekmeği pişiren annemin yazmasında ateşli tütsü gece saçların kokardı kehf’den hira’dan bahira’dan uzundu upuzundu gülüşün...

Ondan Siyah

gece yeryüzünün yalnızlığıdır aynaların arkası ondan siyah ondan islidir çobanların çay demliği ondan yarasalar ülkesi siyah kâbe’nin örtüsünü ıslatan gözyaşı hacerü’l-esved’i öpen dudak ondan trenlerin rengi siyah uzaklar ta uzaklar da...

Geçme Kalbimin Sokaklarından

ağlarken susmasını bilmelisin başparmağını emen bir çocuk gibi annesini görünce artan çığlıklarından umutlarımın küfesi küflendi yalnızlıkla tek tek saydı bulutlar yıldızları avucunda hüznün yüzünü öptü gülerek ıslıklarından mavi deme korkuyor...

GÜL DİKENE KÜSSE DE GÖĞSÜNDE TAŞIR

su aynası elinde ikindi güneşinin yağmur sessizliği güllerin yapraklarında gülüş mü hep sevgilinin dudağında kalsın   sesimi ısıran çığlıklara dokunma büyüsün âşığın ilacı yaradır sürme merhemi tabip bak ne olur...

çobanlar ateşi güzel yakar hep

karanlık ıslanır mı yağmur yağarken gölgesinin cebinde bekleyen bir el sigarasıyla fiyaka atan bir gencin türküleri çapa yapan kızların aklindadır hep çeyizleri denizi kim unutmaz...